VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR17.9331
EURO18.4099
ALTIN1039.3
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

reader

GARGALAK

 

 

 

Öffff!

Öyle bir yağdı ki mübarek; gök delindi, yarıldı say...


Gündüzden başlayan yağmur önce akşama, akşamdan da geceye sarktı, iyice kudurarak. Cavuldayaraktan, ondörtlü tabancadan mermi sıkar gibi bir gümbürtüyle yağdı mübarek.


Dışı taş dolma, damı paslı çinko sac sarılı evimizin her odasına pıtır pıtır su aktı, iyice kevgire dönen o damdan. Evin kadınları tencere, tepsi, leğen, küfe Allah ne verdiyse su akan yerlerin altına koyup; doldukça da o kaplar pencereden sele verdi, bu, boz bulanık sel sularını...


Yırtıldı gökyüzü, yarıldı dünya. Çakıryatak tarafından bir uğultu geldi ki;

“Eyvah!” dedi dedem.



Öffff!

“Çakıryatak dereye indi daaa” dedi, kesin bir çaresizlikle.


Öffff!

Ninem, fısır fısır dua okudu ve turşu kavurması kokan nefesiyle Tanrı’ya üfledi duasını, afet olmasın diye. Damı kırk yamalı evimizdi belki de en büyük afet!

Sonra...

Büyükdağ tarafından ağaç kökü sesleri geldi...


Yağmurun sesi, selin sesi, Çakıryatak’tan akıncılar misali akıp akıp dereye karışan toprağın sesi ve şimdi de Büyükdağ’da toprağından sökülen gürgenlerin, yeykinlerin, kestanelerin, ağu çortlarıyla çalıçileklerinin ve her bir yanı sarmış fındık ocaklarının sesi... Tüm sesler ne kadar birbirine girse de bir o kadar da birbirinden net ayrılıyor, hizaya geliyor...



Yeni günün Çakıryatak sırtlarından gerine gerine uyanacağı o vakitte şıp diye kesildi yağmur; ninemin dualarına yorduk hemen.



Öffff!

“Şükür” dedik, hep birlikte.

“Çok şükür” dedik.


Çakıryatak’ın bu yamacı soyulup akmıştı dereye ve tüm dereler kudurmuş bir toprak rengi, hışımla akıyor... Hışımla ve aceleyle, Büyükdağ’ın her bir yerinden köküyle sökülen o ağaçlar, o fındık ocakları, taşlara kayalara çarpa çarpa akıyor boz bulanık derelerin hükmüyle.


Şükür!

Tüm bu dereler bunca zamandır ve de bunca hevesle nereye akıyordu ki? Akıl almaz işler bu işler!


Ağustos...

Bir nemli sıcak...

Aman bilmez bir rutubetli akşam...

Yoroz’un arka yanı kapkara...

“Sel gelecek besbelli, yükseklerin gözü karardı” dedi, işi bilenler. İlla de köpeköldürenden kafası dumanlı Sebahattin Abi...


Belki şehre damla düşmez ya, Civil ve de Melet Deresi birden tazyiklenir, bulanır, yükselir aniden.

Gümbür gümbür bir kargo taşır tüm dereler; kökler, ağaçlar, dallar, telef hayvanlar, karalastik ayakkabılar, ağaç beşikler, çeyiz sandıkları, şelekler, küfeler... İnsanı demiyorum hiç... Çamura çorağa, yele sele canını veren insanı demiyorum hiç.

Sonra...

Birkaç güne biter tüm bu temaşa da telaş da... Büyükdağ’da başlayıp da deniz kıyısında biten o dehşet şıp diye unutulur...



Sonra...

İlla da yoksullar...



İlla da pancar çorbasına ve darı ekmeğine talim edenler akın eder deniz kıyısına.

Öffff!

Yaşanan felaket ardından denize akan tüm o saydıklarım yoksulların payına düşen ganimetti...



Kışlık yakacak, sel sularıyla denize akanlardı ve “Gargalak” tı adı...


Gargalak!

Çok anlamsız ve bir o kadar da anlamlı...

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar