Ordu
DOLAR18.64
EURO19.3099
ALTIN1043.9
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

reader

GİDENLERİN ARDINDAN

Kentin sokaklarında birkaç kutu yara bandı elinde, evvel ahir bir sesti Ahmet Hoca; o da sustu.

 

Âmâ diyorlardı ama sanki az buçuk görüyor gibime de gelmedi değil, hiç lâzım değilken aldığım yara bandı için avucuna koyduğum bozukluklara bakışına bakarken. Keza âmâ bastonunun sosyetiklikten sayılmayacağını da biliyoruz hani…

 

Ekseriyetle aynı kıyafet ve aynı mekânlardaydı, garibanlık emaresi işte…

 

“Yara bandı bi lira!” deyişi kalmış aklımda…

 

Oysa bir liralık madeni paranın üretim maliyeti olmuş üç lira, o paraya doyar mı o kursak be!

 

Ahmet Hoca denmesine sebep da tırışkadan değildir ha. Dini bilgisi epeyce derin, samimiyetle inanan, namazında niyazında bir kuldur Ahmet Kırca… Yanılmıyorsam bir parça da hafızlığı vardı… Okur üfler, ilahiydi, duaydı, Allah indinde hayırlı işler peşinde bir Ademoğlu’ydu işte…

 

Önce kargalar tükendi, peşinden kentin nevi şahsına münhasırları… Tükenenler çoğaldıkça eskiyoruz biz de ve biliyorum ki; eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı…

 

“İnsan hafızasının eksikliği, unutkanlığıdır” yani “ hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” gün olur ne imi kalır ne de timi, her şey ve herkes gibi unutulur Ahmet Hoca da; hakkında yazılmış iki satır iyi kelam kalır tarihe…

 

Ruhun şâd, mekânın cennet olsun…

 

Bir kutu yara bandı kadarmış ömür dediğin!

 

Hafta sonuydu, Fidangör’deki buram buram nostalji kokan eczaneye girdim. Dikran Amca her zamanki yerinde, o küçük masanın başında ve masanın üzeri tepeleme gazete dolu, hepsi okunacak. Ardem Abla, tahta bir sandalye üzerinde, mütebessim ve asil.

 

Selam kelam, fındık fıstık derken Ardem Abla “yaş yer fıstığını çok severim” dedi.

 

“Hatta ben onu ekiyorum” da dedi.

 

“Artık bulunmuyor tabi” de dedi.

 

“Ben bulurum” dedim.

 

Ayıptır söylemesi elim kolum biraz uzun, yanlarım epeyce de geniştir.

 

Aradan bir hafta on gün gibi bir zaman geçti Adana’dan ısmarladığım fıstıklar geldi. Nereden bakarsan beş kilo var. Güneyin güzel insanlarının eli de gönlü de bol ve bereketlidir.

 

Fıstık dolu torbayı ve “Çalıçileği” adlı romanımı alıp eczaneye gittim. Tablo yine aynı. Her şey ve herkes yerli yerinde. Fıstık torbasını Ardem Abla’ya uzatırken aramızdaki o muhabbeti de hatırlattım.

 

“Aaa ben onu öylesine dedin sandım” dedi.

 

“Bulup da getireceğine hiç ihtimal vermedim” dedi.

 

Ardem Abla’nın bu itimatsızlığı direkt şahsıma has olamayacak kadar travmatiktir ya, şimdi yeri ve zamanı değil.

 

Fıstık torbasını Ardem Abla’ya, Çalıçileği’ni Dikran Amca’ya hediye edip ayrıldım eczaneden…

 

Doktor Dikran Toraman ve bacısı Eczacı Ardem Toraman; dün Dikran Amca, bugün Ardem Abla, sıra gözeterek çekip gittiler şu kavanoz dipli dünyadan.

 

Bu kentin önemli değerleriydiler, birçok ömre dokundular şüphesiz ve hep sevgiyle hatırlanacaklar.

Mesela “23 Nisan Çocuk Bayramı” ydı Halit Kıvanç…

 

Nefes kesen bir futbol maçını “fitböl” diye telaffuz eden alternatifsiz spikerdi Halit Kıvanç.

 

Yüz yıllık cumhuriyetin üç eksiği; doksan yedilik devrim çocuğuydu Halit Kıvanç.

 

Çocukluğumun ak saçlı, gülen yüzüydü Halit Kıvanç ve ben, onun hep o ak saçla yaratıldığına inandım; öyle de bir bilge.

 

Şaka maka elli olduk biz de be; yaşlılığın gençliği, gençliğin yaşlılığı demler.

 

Şimdilerde dökülen her yaprak, çocukluğuma dair; ondandır bu ağır hüzün.

 

Sahi Halit Kıvanç, sağcı mıydı?

 

Yoksa solcu?

 

Yok bir cevabın değil mi?

 

İşte öyle bir çağın çocuklarına Türkçe’nin devrim görmüş hâliyle anlattı Halit Kıvanç her bir mevzuyu, o anlattı biz de bal gibi anladık!

Anlayan da anlamıştır zannımca; ortalama zekâ diye bir şey olmalı…


Bir liseli esmer kız

Gözleri yıldız yıldız

 

İri ve yağlı cüssesine inat, narin ve kadife sesli Yıldırım Gürses, öyle bir tercüman oluyordu ki ilk gençlik çağımıza…

 

“Mesut bahtiyardan şarkılar dinlediniz” takdimiyle Zeki Müren de bakıp geçiyordu dünya penceresinden…

 

Oysa ben bu gece yüreğim elimde

Sana bir sırrımı söyleyecek idim

 

Sevdanın protest hâli Ahmet Kaya’yı hangimiz sevmedik ki… Gümbür gümbür bir bağlamayla “Resital” nedir ondan öğreniyordu Gülhane Parkı ve o parktaki Nazım’ın ceviz ağacı.

 

“7’den 77’ye” dizildik de sıraya “Arkadaşım Eşek” le Barış Manço’yu ezber etmeyenimiz mi vardı!

 

Doğarken ağladı insan

 

Bu son olsun bu son

 

Derken Cem Karaca, gün olur hakkında yazılacak bir kitabın son satırımdaki o “SON” severek dinlediğimiz şarkının sonundaki “son” olur belki…

 

Adnan Şenses’in demini almış bir Roman havasıyla ceketini beline sokup da oynaması da özlenecekmiş meğer… Rakıya su değince güne gelen o antik beyazlıktaki saçıyla, şen sesli bir adamdı işte…

 

Hatta “ kumarcı karısı Binnaz” derken, parmakları akordeon üzerinde şimşek çakar gibi gidip gelen Cigilu’ nin de özgün ağırlığı olacakmış…

 

Ah! Ah!

Yazımı kışa çevirdin

Kar yağdırdın başa Leylam

 

Derken Neşet Ertaş, bir bağlama ve bir bozlak gırtlağıyla icabında ciğerini ortaya koymak değil miydi…

 

Ben de gülemedim, yalan dünyada…

 

Vurgunum, yorgunum

Senin yoluna ölürüm

 

Derken Murat Göğebakan, iki gözü iki çeşme ağlayıp da elinin sırtıyla, çocuk gibi silerdi gözyaşlarını; meğer varmış bir hikâyesi, dünya ağrısı bitiğinde bildik onun da yürek yarasını.

 

Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine

Ne olur ıslak ıslak bakma öyle

Diyerek, Cem Karaca’nın izinden giden Barış Akarsu, ölümün sırası olmadığının; gençlerin ve güzellerin de ölebildiğini haykırdı da duyan oldu mu!

 

“Yazık oldu yarınlara” diyordu ya İlhan İrem, işte o yarınlar bugünlerdi; konserlerin iptal edildiği ve sanatçıların yasaklı ilan edilip mimlenip fişlendiği… Dünden bugüne bakan İlhan İrem de alıp başını gidecekmiş meğer, duy da inanma.

                          

“Halkların türkülerini yaratanlar, kanunlarını yaratanlardan daha güçlüdür” demiş, Milattan Önce 500’lerde yaşamış Thales…

 

Bizim bedduamız bile estetik olur azizim; inşallah o mahur beste çalar da müjgânla ağlaşırsınız!

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar