Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Şükrü Karaman

Şükrü Karaman

Mail: [email protected]

Hekimin suçu ne?

Görevleri uğruna şiddete uğrayan, dayak yiyen, hatta öldürülen hekimler ve sağlık çalışanları “14 Mart Tıp Bayramı”nı buruk kutladı.

Dünyayı tehdit eden koronavirüs salgınından ötürü   “Tıp Bayramı” etkinlikleri ertelendi veya kısıtlı gerçekleştirildi. Türk Tabipleri Birliği’nin sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve sorunlarına dikkat çekmek amacı ile Ankara’da düzenleyeceği miting iptal edildi.

Görevlerini özveri ile yerine getiren hekim ve sağlık çalışanlarına saldırılar ne yazık ki sürüyor. Hasta yakınları tarafından hekim ve sağlıkçılara uygulanan şiddette artış var.  

 Her türlü zor koşullara karşın toplumsal sorumluluklarını yerine getiren, özellikle kamu hastanelerinde görevli hekimler ve sağlık çalışanları “hastamla niye ilgilenmedin?” ,“tedaviyi niye iyi yapmadın?”, “anamı babamı yakını mı niye kurtaramadın ?” gibi gerekçelerle sözlü saldırıya uğruyor, dövülüyor, hatta öldürülüyor, bilinçsiz, eğitimsiz cahiller tarafından.

Gözü dönmüş katiller işi cinayete bile vardırıyor, görevi başında hekimleri şehit ediyor. Sağlık çalışanları tutku ile bağlı oldukları mesleği yaparken kaba davranışlara maruz kalıyor.

Hangi doktor, hastasının iyi olmasını, sağlığına kavuşmasını, yaşama tutunmasını istemez? Gözü dönmüş saldırganlar, bu soruları akıllarına bile getiremiyor.

Hastanelerdeki yoğunluk, hekim sayısının yetersizliği belli. Buna rağmen acil servislerde ellerinden geldiğince çabalıyor, hasta ile ilgileniyor, tedavi ediyor hekimler ve sağlık çalışanları. Buna rağmen hak etmedikleri iğrenç davranışlarla  karşı karşıya kalıyor.

Son altı yılda 40 bine yakın doktor, sağlık emekçisi hasta ve yakınları tarafından sözlü saldırıya uğramış, şiddet görmüş, dayak yemiş.  Yüz kızartıcı bu tablo karşısında utanmamak elde değil.  Saldırıların  en önemli nedeni servislerdeki yoğunluktan ötürü  hekimin hastaya gerekli süreyi  ayıramaması.  Muayenedeki kısa süre hasta ve yakınları tarafından “ilgisizlik” olarak algılanıyor, ardından tartışma ve şiddet geliyor. Oysa, tüm  hastanelerde aşırı yığılma var. Hele acil servislerde adım atacak yer yok.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) verileri, bir hekimin yoğunluktan dolayı günde 100, 150, 200 aralığında  hastaya baktığını, her hasta için 5 dakika zaman ayırabildiğini ortaya koyuyor.

“Hekimlikte sürat felaket” sloganıyla korkunç duruma itiraz eden TTB, kamu hastanelerinde 10 dakikada bir muayene randevusu verildiğini belirtiyor. Aşırı kalabalıktan dolayı muayene süresi 3 dakikaya bile inebiliyor. Kısa muayene süresi hasta-hekim ilişkisini bozuyor hiç doğru olmayan biçimde hekimlere yönelik saldırıyı tetikliyor.

Muayene süresinin kısalığı eksik ve hatalı tanılar konulmasına, yanlış reçeteler yazılmasına yol açıyor. Bu da hasta memnuniyeti azaltıyor, hekime şiddette ve saldırıya dönüşüyor. Olumsuz tablonun sorumlusu kuşkusuz hekim ve sağlık çalışanları değil. Yetersizlik karşısında hekim ve sağlık çalışanı ne yapsın? Hem sağlık çalışanlarının bu tablodaki suçu ne?

Sorunları gidermenin, doktorun daha çok hastaya vakit ayırabilmenin çözümünü kuşkusuz  Sağlık Bakanlığı üretecek. Bakanlık, yeterli sağlık personeli istihdamı ile hasta yoğunluğunu azaltmaya öncelik vermeli.  Yoksa hastanelerde görev yapan hekime karşı gerçekleştirilen daha çok şiddet, saldırı haberlerini okuruz.

Yıllarca tıp eğitimi almış, dirsek çürütmüş, özverili hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar, şiddet hiçbir şekilde onaylanamaz. Onlar, ellerinden geldiğince insanlara hizmet ediyor, çabalıyor. Her gün karakteri, bakış açıları farklı, eğitimli, eğitimsiz insanı tedavi ediyor, sıkıntılarını dinliyor. Sahi çok farklı karakterli insanlarla baş edebilmek ne denli kolay?

Koronavirüs vakasının ortaya çıkması ile ne denli özverili çalıştıkları bir kez daha  görüldü. Rahat bırakın görevini yapsınlar.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar