Ordu
DOLAR9.4921
EURO11.0501
ALTIN546.94
Şükrü Karaman

Şükrü Karaman

Mail: [email protected]

Hoşgörü gösterilmemeli…

İstanbul’da önceki gün AFAD’a göre 3.9, Kandilli Rasathanesi’ne göre ise 4.2 büyüklüğündeki sarsıntı beklenen acı gerçeği bir kez daha anımsattı.

Önceki günkü gibi belirli aralıklarla oluşan sarsıntılar İstanbulluların yüreğini ağzına getiriyor, günlük yaşamda “beni unutmayın” mesajını veriyor. Ancak bir süre sonra yine unutuluyor, önlemler ıskalanıyor. 

17 Ağustos 1999’da binlerce insanı yaşamdan koparan Marmara Depremi’nin yaraları tümü ile sarılmamışken, bilim insanları İstanbul ve Marmara için yıkıcı büyük depremin eli kulağında olduğunu sürekli vurguluyor. Ne var ki buna karşı yürütülen çalışmalar çok ağır sürüyor. Kentsel dönüşümle yıkılmayı bekleyen on binlerce çürük binalarda can korkusuyla hala insanlar oturuyor. Müteahhitler el attıkları işi yarım bırakarak halkı umarsız şekilde ortada bırakıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çalışmaları ise beklenen düzeyde sürmüyor.

Geçen yıl Elazığ, Malatya ve son olarak İzmir’de meydana gelen, onlarca kişinin ölümüne yol açan yer sarsıntıları Türkiye’nin deprem ülkesi olduğunu, aktif faylar üzerinde bulunduğunu bir kez daha gösterdi. Aslında ülkenin neredeyse tümünün altında aktif faylar var.

Karadeniz sahilinin kuzeyinden, Tokat ve Niksar’dan geçen Kuzey Fay Hattı bölge için büyük risk oluşturuyor.  Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize deprem haritasında “ağır risk altında olmayan iller” arasında yer alsa bile Erzincan’dan gelip, Tokat ve Amasya boyunca  Marmara’nın kuzeyine dek süren fay çok tehlikeli ve yıkıcı. Bilim insanları açıklamalarında bu tehlikeye zaten değiniyor.

Demem o ki, Karadeniz bölgesi de kuzey fay hattından oldukça etkileniyor ve Allah korusun şiddetli bir deprem burada da kendini gösterebilir.

Kalıplaşmış söz vardır, “deprem değil, çürük binalar öldürür” diye. Hiç yabana atılmayacak bu önemli uyarıya karşın, kaçak, denetimden yoksun, göz yumulan çok sayıda küçük bir sarsıntıda yerle bir olacak binalar var ve yapımları sürüyor. Karadeniz’i beton yığınına çeviren ucube, göğü delen çok katlı binalar ne denli korunaklı, depreme dayanıklı mı bilinmez.  Salt bunlar değil, Tanrı ikramı güzelim yaylalara, dere kenarlarına mantar gibi kondurulan selde canları alan o binaların kaçı gerekli koşullara uygun yapıldı?

Şimdiden bu sorular gündeme getirilsin, denetimler yapılsın, kaçak ve korunaksız binalar yıkılsın ki, olası büyük depremde yakınlarımızı yitirmeyelim, ağlamayalım.

Kuşkusuz burada temel görev belediyelere, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüklerine mülkü amirlere düşüyor. İleride oluşabilecek acılara karşı hiç çekinmeden, hoşgörü  göstermeden görevlerini yerine getirmeleri kaçınılmaz. Çünkü, deprem doğal afetlerin en acımasızı ve en çok can alanı.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar