VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR17.9201
EURO18.2844
ALTIN1023.5
Arif KALAFAT

Arif KALAFAT

Mail: [email protected]

reader

HÜSNÜ BAŞ AMCANIN ARDINDAN

Bu yazımda sizlere geçtiğimiz hafta amansız bir hastalık nedeniyle 85 yaşında aramızdan ayrılan, iyiliksever, şakacı, nüktedan, güler yüzlü kendisiyle ve çevresiyle barışık Vona’da 65 yıl bir fiil esnaflık yapmış gariban babası, ilçede esnaflık yaptığı yıllarda kendine özgü yöntemleriyle yeni evlilere yapmış olduğu iyiliklerle marka olmuş ve gelin arabalarının camına “ Evleniyoruz  Mutluyuz, Hüsnü Baş’a Borçluyuz “ diye düğüne katılanlara mesaj yazdırmayı başaran bir esnaf Hüsnü Baş amcayla ilgili, onun esnaflık yaşantısından bir iki anıyı oğlu Olgun Başın anlatımıyla sizlere  sunarak onu anmak istiyorum.

Hüsnü Amca o yıllarda düğün öncesi alışverişlerde “Ağırlık” denilen malları eşyaları satıyormuş. Müşterileri alışveriş sonrası hep ona Hüsnü Amca altın almaya paramız yok.  Ah birde altın satsaydın ne iyi olurdu. Hepsi bir aradan çıksaydı diye söylerlermiş. Bunun üzerine gün gelmiş Düğün Ağırlığı, Koltuk takımı satışından sonra birde kuyumculuğa soyunmuş ama ne soyunma hassas terazi yok. Altın tartılacak bitişikteki fındık Tüccarı Avaroğlu Durmuş Dayı’dan (Mekanı Cennet Olsun) gram alıp altın tartmaya kalmış. Tabi zarar etmiş ama o yılmamış devam etmiş. Yine bir gün dükkanı için Samsun’a alışverişe gitmiş. Onun şoförü rahmetli Efe Mehmet (Mekanı Cennet Olsun) önce cebindeki parayla Samsundaki Sarraf Osman’dan iki buçuk kilo altın alıyor. Yani bir torbada altın almış daha sonra manifaturacıya gitmiş, elindeki poşeti yere bırakmış, ihtiyaçlarını almış, yerdeki poşeti de almış koltuk takımları bakmak için yola koyulmuş.  Elindeki poşetten şangır şungur sesler gelmeye başlamış ve  poşeti bir açmış ki ne görmüş poşetin içinde orada çalışan işçilerin boş sefer tasları (yemek kabı). Eyvah demiş. Heyecanlanmış bir koşu manifaturacıya gitmiş. Tabi kimseye benim burada altınım kalmış diyemiyor sakince içeri girmiş tezgahtara yalandan şu var da mıydı bu var da mıydı diyerek çaktırmadan elindeki sefer taslarını bırakıp hemen koyduğu yerde duran altın dolu torbayı alıp usulca oradan çıkmış. Tabi yola doğru gelirken yaşadığı korku ve heyecandan sonra  kendine de çok gülmüş.

Bir diğer anı; Müşterinin birine 160 liraya üç dolam zincir satmış.  Adam demiş şu an param yok, fındık vakti vereceğim demiş. O da olur demiş.  Fındık vakti gelmiş ve sana mahcubum veresiye altın aldım ben borcumu ödeyemiyorum o iki dolam zinciri Ordu’ya gidip satayım demiş. Hüsnü Amca da ne gerek var Orduya gitmeye zaten altını geri almakta da kar var diyerek zincire almış teraziye bakmış ki 165 bine almış olduğu altın olmuş 225 lira.  Adamın eline,  225 lirayı saymış adam 165 lirayı ona vermiş ve 60 lirayı cebine koymuş. Benim borcumu sil demiş ve haydi eyvallah demiş ve çekmiş gitmiş. Bizim kuyumculuğumuzda böylece sona ermiş. Babam aznif oynamayı çok severdi.  Onlar aznif oynarken özel seyircileri vardı. Kareye bakar mısınız merhum Kuzunun Mehmet, merhum Çerkez’in Mustafa, merhum Muhsin Çolak , çay bardakları elinde oynayan kahveci Nurettin Avcı  babama böyle davet gelince şu an gözlüklerim yok gidip dükkana alayım dediğinde kahveci burada çok gözlük var birini seç derler. Hüsnü Amca bir kaçını dener denediği gözlükler başını döndürür ve gözünü rahatsız etmeyen bir gözlük bulur ve aznif masasına oturur. Oyun biter ve hesap ödemeye gider. Garson der ki: ‘Hüsnü Amca bu gözlüğün camı yok ya sen bunu nasıl fark etmedin der, görüyorum dediği gözlüğün gerçekten de iki camı da yoktur. Hüsnü Amca hemen gözlüğe sarılıp bir bakar ki camların ikisi de boş ardından  tam bir kahkaha fırtınası kopar. Tam bunları oğul Olgun Başla konuşurken içeri bir aile girer, baş sağlığı dilerler belli ki bizim konuştuklarımıza kulak misafiri olmuştur. Bize dönerek onlarda anımı, bir de beni dinleyin dedi.  ‘Yıl 1963 annem, babam ve ablamın düğünü için ağırlık almaya bu dükkana gelirler. O esnada hamile olan annemin doğum sancıları tutar ve annem bu dükkanın alt katında beni doğurur ve alışverişin ardından beni kucağına alır. Emzire emzire Ağuşlu yolundan yağmurlara doğru köye gitmek için yola koyulur.  Benim adım Hüseyin Durkan ve ben şu an 58 yaşındayım nasıl ama dedi ve biz yine gülüyoruz. Benim rahmetli babamın alacaklar defterinde ne yazıyor biliyor musunuz “Kırmızı Peştemallı kadın” ”Muhtarın tanıdığı adam “ bu tür isimler vardı. Sıra tahsilata gelince ben sorardım baba bunlar kim sen tanımazsın ben tanırım onlar borçlarını getirir derdi. Babam bir gün Antalya’da bayi toplantısına gider ver orada yanlışlıkla kadınlar tuvaletine girmiş ve kadınlar basmış yaygarayı utanmıyor musun sen kadınlar tuvaletine girmeye deyince babam kadınlara dönerek ne bağırıyorsunuz be oldu bir yanlışlık, hem siz bizim tuvalete girseniz biz sizi el üstünde tutarız ve hürmet gösteririz  demiş ve oradan hızla uzaklaşmış. Aslında ben Hüsnü Amcanın sağlığında bunları kendi ağızından dinlemek için birkaç kez ona röportaj teklif ettim o beni gülerek kalbimi kırmadan kibarca ret etmişti. Ben biliyorum onun dağarcığında daha neler neler olduğunu ama olmadı işte nasip değilmiş. İşte biz bugün bu müstesna kişiliğin ardından onu yitirmenin acısı içinde konuşuyoruz. Ben isterdim ki biz ona Perşembe’de, Yeni İhsaniye Cami avlusunda kalabalık bir cemaatle şanına yakışır bir cenaze töreni yapalım.  Hep bir ağızdan Helalleşelim isterdim ama bu melun hastalık bizi engelledi .Ben geçmişte ilçede dillere destan  renkli kişiliği ile esnaflık yapmış çok az kişi tanırım. İlki merhum Ünal Otur, ikincisi ise rahmetli Hüsnü Baş Amcaydı. Kimse kızmasın ama ben bunlara yetişebildim .Adam gibi adam, esnaf gibi esnaf Hüsnü Baş Amca seni hep güler yüzünle, nüktedanlığınla, espritüel kişiliğinle hatırlayacağım. Ruhun Şad, Mekanın Cennet Olsun İnşallah. Yazım Sözüm Arif Olana Arif Olan Anlar.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar