Ordu
DOLAR12.369
EURO14.0093
ALTIN713.05
Ali IRMAK

Ali IRMAK

Mail: [email protected]

İÇİMİZDEKİ FİLM SETİ-1

“Mikroskop insanın önemini gösterdi, teleskop ise önemsizliğini!” Many P. Hall

İnsanoğlu mikroskobu bularak kendini incelemeye başladığında hücre içerisindeki organellere kadar ne kadar harika bir yapı olduğunu keşfetti. Bu kurulu düzende milyonlarca farklı mikro sistem ve bileşen müthiş bir ahenk içerisinde çalışıyordu ve bu milyonlarca mikro sistemin incelenmesi bilim tarafından bitmedi ve bitmeyecek.

Son yıllarda yapılan çalışmalarla kendi bedenimizde yalnız olmadığımız hatta azınlık olduğumuz kanıtlandı. Vücudumuzda yer alan iyi/işçi bakteriler (probiyotikler) sayıca sahip olduğumuz vücut hücre sayısından fazlaydı. Gene farklı literatürlerde farklı sayılar olsa da vücudumuzda bulunan probiyotiklerin yüzde 95’ini barındıran bağırsaklarımızda 40 trilyon bakteri olduğu değerlendirilmektedir. Bakteri ile kalsa iyi. Virüsler var mesela;  bu bakterilere tutunarak onları yönlendiren. Mantar hücreleri de gene bağırsaklarda mevcut.  Yani buradan baktığımızda kendi bedenimizde misafiriz belki de! Literatürlerde farklı hesaplamalar olmakla birlikte 2016’nın başında yapılan bir çalışmada insan hücre sayısı 30 trilyon hesaplanmıştır. (Sender R, 2016) Vücudumuzda demokratik bir seçim yapılsa muhtemelen vücut hücreleri olarak bu seçimi kaybedeceğiz ve iktidar artık Probiyotik Partisi olacak.

Şimdilik böyle bir seçim yok, rahatız! Buna rağmen bakterilerin bağırsaklar üzerinden göndermiş oldukları sinyalizasyonlarla birçok olayı yönlendirdikleri artık bilinmektedir. İktidarda değillerse de aslında yönetim sırasında önemli görevler üstlendiklerini veya alınan kararları etkilemekte önemli işler yaptıklarını söylememek olmaz.

Savunma Sanayisinden sorumlular mesela! Bağışıklık sisteminin gelişmesinde ve yabancı bakterilere karşı savaşımın öğrenilmesinde bu bakterilerin önemli bir rolü olduğu görülmüştür. Benzer şekilde doğumdan sonra gelişimini henüz tamamlamamış olan sindirim sisteminin nihai halini almasında probiyotiklerin önemli bir etkisi söz konusudur. Steril ortamda doğumu sağlanarak herhangi bir bakteri ile buluşmayan fareler üzerinde yapılan çalışmalarda bu farelerin bağışıklık sisteminin gelişmediği sindirim sistemi gelişiminin de yeterli olmadığı kanıtlanmıştır.

Yabancı bakterilere karşı savunmayı öğrenen bağışıklık sistemi bunu tam olarak öğrenemediğinde veya tanımadığı yabancı maddeler söz konusu olduğunda alerjik reaksiyonlar oluşur. Bunu da tarihten bir anekdotla anlatalım. Doğu Almanya ile Batı Almanya’yı ayıran Berlin duvarı yıkıldıktan sonra Erika Von Muitis tarafından iki tarafta yaşayan çocukların karşılaştırılmaları yapılarak çeşitli bilimsel araştırmalar yapılır.  Doğu Almanya’nın zor ve fakir koşullarında yaşayan çocukları; Batı Almanya’daki daha refah ve sağlıklı ortamda yaşayan çocuklara göre çeşitli hastalıklara daha az yakalandıkları tespit edilir. Daha sonra 1989 yılında İngiliz Halk Sağlığı Uzmanı David Strachan tarafından ortaya atılan ilginç bir fikir bu duruma paralellik gösterir. “Buna göre kirliliğin azalması insanları alerjiye daha yatkın hale getirmektedir.” Günümüzde “hijyen hipotezi” olarak adlandırılan bu hipotez çeşitli araştırmalarla da desteklenmiştir. Venezuela’ nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan Yanomami Kabilesi  hiçbir teknolojik gelişimden faydalanmamış ve halen avcı-toplayıcı hayatlarına devam etmektedirler. İlkel bir hayat sürmeye devam ediyorlar. Bilim adamlarınca bu kabile bireylerinin gaitaları (dışkıları) toplanarak yapılan bilimsel araştırmada bu kabile bireylerinin bağırsak floralarındaki faydalı bakteri sayısının ve çeşitliliğinin şehirde yaşayan insanlara göre çok daha fazla olduğunu tespit etmişlerdir.  Bakteri veya halk arasında “mikrop” diye adlandırdığımız bu gözle görülmeyen canlıların yüzde 95’i zararsızdır. O yüzden en iyi mikrop ölü mikroptur demek doğru değildir. Ben küçükken bir sevimlilik yaptığımda anneannem her seferinde “Seni gidi mikrop!” der öyle severdi beni. İlkokulu bile bitirmemiş olan anneannem bu günleri görüyormuş meğerse! Bana seni gidi “probiyotik” diyormuş. Bu günün bilgileri doğrultusunda; aşırı hijyen düşkünü ve çamaşır suyunu bir uzvu gibi kullanan annelerin çocukları daha alerjenik olacaktır.

Probiyotiklerin mutluluk konusunda da önemli bir payı var. Beynimizin ortalarında bir yerlerde “Nukleus akkumbens” adı verilen bir merkez bulunur. Burası beynimizin ödül merkezidir. Bu merkez her uyarıldığında mutluluk hissederiz veya zevk hissi yaşarız.  Bu merkezin uyarılmasında en etkili hormonlardan bir tanesi vücudumuzda üretilen dopamin hormonudur. Şimdi sıkı durun; vücudumuzda üretilen dopaminin yarısı beynimizde yarısı ise bağırsaklarımızda üretilir. Yani yediğiniz çikolatanın doğrudan bağırsaklardan dopamin salgılanması ile alakası vardır. Ancak insanların dopamin salgılama mekanizmaları farklı olabilir. Bir insan almış olduğu son model bir araba ile mutlu olup dopamin salgılarken kimi insanlar ise çocuğuna aldığı ucuz bir oyuncak araba ile dopamin salgılayabilir.  Dopamin salgısı için sağlıklı bağırsakların içerisindeki sağlıklı bir mikrobiyotaya ihtiyacımız vardır. Yani mutluluğa giden yol bağırsaklardan geçer.

Tam buradan haftaya devam edeceğiz…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar