Ordu
DOLAR15.8769
EURO16.8435
ALTIN942.55
Zati ÜRER

Zati ÜRER

Mail: [email protected]

reader

İMAR İNŞAAT RANT                   

                                                                                                                       27/10/2020

Cumhurbaşkanılığına kadar götüren Reislik süreci öncesinde, İstanbul’la ilgili yazıdan alınan şu paragrafın nasıl bir öneriyle bitirilebileceğini sormuştum öğrencilerime: Dolmuşta giderken Haliç’in berbat kokusu yüzünden camları kapatıp, burnumu tıkadığım halde midem bulanıyor. Ben bu haldeyken insanların Haliç kıyısındaki parklarda dolaşması, hatta piknik yapması düşündürücü. Demek ki sürekli kötü ortamlarda bulunan insanlar, bir süre sonra oralara alışıyor. Sadece fizikî  ortamlarda değil; düşüncelerde, sosyal davranışlarda da aynısı oluyor. O halde...”

Tartışmaların sonunda uzlaşılan öneri cümlesi şuydu: İnsanları iyilik ve güzellikler sunan ortamlara kavuşturmak, uygarlığın ilk adımı olmalı. Sonra onlara Vedat Nedim Tör’ün Güzel Sevgisi yazısını, Ziya Osman Saba’nın da huzur veren  şiirini okumuştum müzik ve görüntüler eşliğinde. İlk dörtlüğü şöyleydi:

Bir yer düşünüyorum yemyeşil;

Bilmem neresinde yurdun?

Bir ev, günlük güneşlik…

Çiçekler içinde memnun.

İş alanlarını başta İstanbul belli merkezlere çekerek nüfusu oralarda yoğunlaştırdık. Tarım teknolojisini geliştirerek köy yaşamını özendirmedi kimse. Bazı projeler önerenler oldu ama lafta kaldı. Yetmedi, çarpık kentleşmeyi de rant uğruna adeta teşvik ettik. Ülkenin gerdanlığı İstanbul’u mahvettik. Cumhurbaşkanı çeyrek asırdır yönettiği İstanbul için açıkça şunu dedi: Biz bu kente ihanet ettik(!) Gittiğimde hep kendi kendime sormuş, düşünmüşümdür: Beton İstanbul’un bazı semtlerinin adı niye köyle bitiyor? Örneğin Kadıköy yerine Kadıbeton deseydik ya! Özlem başka, icraat başka. Neden bu yaman çelişki? Kimse ego düşkünlüğünden, nefs-i hain tutsaklığından kurtulamıyor ki! Rant rant rant… habire rant!

Kulaklarımda çınlıyor Merhum Erbakan Hoca’nın rantiyecilik eleştirisi! Öğrencisi Cumhurbaşkanımızın kendini de kapsayan özeleştirisi asilceydi. Bu özeleştiri ardından yatay mimarı atılımları da geldi. İyi hoş da imar barışı rezaleti nereden çıktı? Haydi çıktı, kayıt belgesi niye beyana dayalı verildi? En geç bir ay içinde vatandaşa bitmiş binasını denetime açtırtıp barışa uygunluğunu önceden tespit etmek yerine niye insanlara siz de fırsattan istifade edin, yeni tadilatlar hatta binalar yapın mesajı verircesine üç kez erteleme yapıldı? Kim akletti, milleti alkole meftun olmuşlar gibi rant tutsaklığına düşürdükten sonra bu saçma icraatı? Şimdi de kontroller ardından yıkımlar olacak. Tuzak kuruldu propagandası dilden dile. Betona gömülmüş bu millî servetin günahı kimde? Samimiyetle söylüyorum: Ertelemeler yapıldıkça halk arasında şu konuşmaları çok duymuştum: “Devlete para lazım. Diyor ki açıkça hazine de dolsun siz de  rantınızı artırın. Uydufotoğrafındankontroller yapılacakmış diyorlar ama kim bakacak o kadar binaya, olacak iş mi?”  

Hatırlayalım: Memleket yönetimine talip olanların milleti iyi tanımaları gerekir demişti İnönü ya o da sözünün altında kalmıştı. Partisi oy tokadıyda düştü bir türlü kalkamıyor. Atatürk, millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız demişti 10.Yıl Nutku’nda. Muasır medeniyet seviyesi, Cumhurbaşkanımızın da dilinde hep de bu imar-inşaat-rant kültürünün yerleşmesi neden? Onun eğitim-kültürde ilerleyemedik diye dillendirdiği fakat bir türlü gereğini yapamadığımız eğitim değil mi? Eğitimle, rehberlikle değil de ceza ile tehditle yönetiyoruz, ara ara da aflar, barışlar çıkarıyoruz. Ceza-af iç içe! Afın anlamı doğru icraat yapmadım itirafı değil mi? Çözelim bu sorunu. Önerim şu:

 Muasır medeniyet yolunda ilerletecek iş içinde eğitim sistemini belli süreçte yerleştirelim. Dostun düşmanın gıpta edeceği yasalarla da her alanda eğitimci-rehber yönetime geçelim ki kimse üzülmesin, ezilmesin. Rant için çarpık yapılaşmaya dolayısıyla kentleşmeye, kısaca her kötü ortama alışmış; böylece çekişme, kavga ve şiddeti de hayatının vazgeçilmezi yapmış insanlarımızı nasıl kurtaracağımız olsun hep gündemimiz. Bu gündemi odak noktası yapabilen iktidara gelir mi gelmez mi? Vergiyi azaltıp kaçağı önleyecek alışveris ve ödeme sistemleri getireceğim, çekim merkezi olmuş yerlerin rantının artmasını önleyeceğim, adil bir değerleme ve kayıt sistemiyle haksız kazanç edinemeyecek kimse, devletin bürokratı da sürekli kaçak, suçlu, ceza demeyecek artık, eğitim ve rehberlik edecek vatandaşıma diyen iktidarlara özlem var mı yok mu? Örneğin imar-inşaat-rant yolundan böylece çıkılabilir mi çıkılamaz mı?

Duydum ki sadece 36 bin üstünde yıkım kararı, Muğla’da varmış. Bir tanıdığım anlattı: Herkesin rüzgârına kapılmış, evi büyüteyim demiş. Ancak ceza ve yıkım kararı vermişler. Çare arayışına girince demişler ki sana sıra gelene kadar yeni bir af çıkar, bekle! Öyle ya 36 bin yıkım o kadar aile demek, ortalama 5 ile çarp, kaç oy eder? Seçim yaklaştığında çıkar beyana dayalı bir barış daha! Vicdan sahiplerine sormak istiyorum: Bu çarpık şartlanma nasıl oluştu Allah aşkına?

Başka bir tanıdığım da eski ruhsatlı binasını ekonomik nedenlerle imar barışının son tarihi geçtikten sonra yapabilmiş. Bu çarpık halk şartlanmasının rüzgârına kapılmış, uydu fotoğrafını hesaba katmadan beyana dayalı kayıt belgesi almış ama tapulamasını yapmamışlar. Çoklarına bazı iş takipçileri tapusunu aldı, ben alamadım. Yapı  denetimcime gerekli düzenlemeyi yapalım demeyi akıl edemedim, o da beni uyarmadı. Atladım, yazık oldu diyor. Çok dert var buna benzer.

Şart oldu Yapı Düzenleme Kanunu gayri: Eski-yeni tüm yapılar denetime alınmalı. Konuyla ilgili halktan kimselerin ve psikologların da üye olduğu denetim komisyonlarıyla tüm binalar incelenip düzene sokulmalı. Deprem riski olanlar yıkılmalı. Çirkinlikler varsa restore edilmesi veya tümüyle ortadan kaldırılması için bu komisyonlarca vatandaşlar eğitim de veren rehberlikle ikna edilmeli. Halktan fedakârlık istenirken “El birliğiyle düzene girelim Türkiye’m” sloganıyla da inşaatlara yardım fonu kampanyası da başlatılmalı. Fedakârlık gücü olmayan ev sahiplerine bu fondan yardım edilmeli.

Yıkılan millî servet için, savaşa girdik sayalım da toptan düzene girelim derim. Ama bunu yapmak oy kaybı derdiyle mümkün görülmezse o zaman yıkım kararları da dediğim komisyonlarca yeniden değerlendirilsin. İş takipçilerince kılıf uydurularak haksız yere tapulananlar olduğu gibi iç yakıcı haksızlığa uğrayanlar da var gibi dedikodular dilden dile yayılıyor, duyuyorum. Bu dedikodular, yönetim hatası sosyal bir yara olarak kanayıp durmasın. Yıkım kararlarının da oy kaybı olmayacak mı yani? Bu da son olsun, kurtulalım artık  imar-insaat-rant tutsaklığından millî nizam-intizam aşkına!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar