Ordu
DOLAR9.8478
EURO11.3584
ALTIN553.82
Av. Cansın ÖZEL

Av. Cansın ÖZEL

Mail: [email protected]

İNSANIN ANLAM ARAYIŞI

Bir arkadaşımın tavsiyesi ile, Yahudi nörolog ve psikiyatr Victor Emil Frankl’e ait “İnsanın Anlam Arayışı” isimli kitabını okudum. Öyle etkileyici bir kitap ki; aynı zamanda psikiyatr olan yazarın, 2. Dünya Savaşı sırasında (Auschwitz kampı da dahil) toplama kampında geçirdiği tutukluluk günlerini, gözlemlerini aktarmakla kalmayıp; kitabın ikinci bölümünde, tüm aile üyelerini kaybeden ve insan onurunu hiçe sayan, zulüm ve işkence dolu günlerin tanığı olan yazarın “hayatın anlamına” dair görüşlerine de yer veriyor.

Yazarın beni en çok etkileyen gözlemlerinden biri, insanın en kötü ortam ve psikolojilere dahi alışıp, uyum sağladığına ilişkin olanıydı. Öyle ki, toplama kamplarında çırılçıplak soyunmuş vaziyette bekletildiklerinde, insan bedeninin soğuk karşısında bu denli dirençli olduğunu bilmediğini ifade ediyor, yazar. Aynı şekilde, günde sadece bir tas çorba ve bir parça ekmekten ibaret, tek seferlik öğünlerine ve diş fırçalarının bulunmamasına rağmen, dişlerinin nasıl sağlıklı kaldığından; normal günlerinde “konfor” arayan insanların, koğuşlarda üst üste yatmalarına rağmen, nasıl derin uykuya dalabildiklerinden, hasta olarak ya da katledilerek ölen arkadaşlarının haberlerine dahi alışabildiklerinden bahsediyor. Ve ekliyor:

“Şimdi bize, insanı kabaca her şeye alışabilen bir varlık olarak tanımlayan Dostoyevski’nin sözlerinin doğru olup olmadığı sorulacak olursa, cevabımız, “Evet, insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bize sormayın,” olacaktır. Psikolojik araştırmalarımız henüz oraya gelmedi; biz tutsaklar da o noktaya ulaşmış değildik. Henüz ruhsal tepkimizin ilk evresindeydik.”

Diğer yandan, yazar, sık sık kitabında alıntıladığı, Nietzche’nin “ Yaşamak için nedeni olan herkes, her türlü nasıla katlanır” sözünü öylesine benimsemiş olacak ki; eşini, ailesini, dostlarını ve yıllarını kaybetmesine rağmen, yaşadıklarının sorumluluğu ile çevresindekileri aydınlatmanın önemli bir misyon olduğunun ayrımına varıyor.

Yazar, ayrıca, mizahın en kötü anlarda, insanın ruh sağlığını koruması için önemli bir araç olduğunu ifade ediyor. Ve her şeyin ötesinde, yaşamın anlamını sorgulamanın fayda getirmediğini ifade etmekle beraber, insanın kendini, çevresini ve dünyayı “daha iyi bir hale getirmek” ile sorumlu olduğunu, işin özünün de bu sorumluluk duygusu ile birlikte, başkalarına duyulan sevgi olduğunu önemle vurguluyor.

Normalleşmeyi beklediğimiz, sıkıldığımız, halimizden şikayet ettiğimiz bu günlerde, insanlığın tarih boyunca ne denli kötü süreçlere “alışmak zorunda kaldığını” okumak oldukça çarpıcı oldu benim için.  Yazarın, haksızlıklar karşısında duran insanların, en önce zulme uğradığına yönelik yaptığı tespit de, dikkat çekici bir diğer husustu. Öyle ki, kitapta geçen ifadeleri ile:

“Ortalama olarak, sadece yıllar boyunca o kamptan bu kampa taşınan, varoluş mücadelesinde bütün ahlâk değerlerini kaybeden tutuklular yaşayabiliyordu: Bu tutuklular, kendilerini kurtarmak için dürüst olsun olmasın her yola, her türlü acımasız güce, hırsızlığa, dostlarına ihanete başvurmaya hazırlardı. Birçok şanslı olayın ya da mucizenin (artık buna ne derseniz deyin) yardımıyla geri dönmeyi başaran bizler biliyoruz: En iyilerimiz dönmedi.”

Bu değerli ve etkileyici kitabı herkese tavsiye ediyorum.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar