Ordu
DOLAR9.536
EURO11.1006
ALTIN549.71
Şükrü Karaman

Şükrü Karaman

Mail: [email protected]

Karadeniz’in değişmezi sel…

Sel Karadeniz’in adeta değişmez yazgısı oldu. Her mevsim etkili olan aşırı yağış ve su taşkınları özellikle Samsun-Hopa arasında etkili oluyor, önüne ne geldiyse katıp denize sürüklüyor, canlar alıyor.  Sel, bu kez Giresun Dereli’yi vurdu. Görüntüler ürpertici, şehrin adeta çehresi değişmiş.

 Çarpık yapılaşmanın egemen olduğu, 120 bin derenin bulunduğu Karadeniz’de yoğun yağışlar, diğer bölgelere göre daha fazla yıkıma ve can kayıplarına yol açıyor, ailelerin ocağına ateş düşürüyor. Alt yapıların yetersizliği, dere yataklarının sorumsuzca imara açılması, su akışı rejimini bozan HES’lerin derelere kondurulması sonucu Karadeniz, her mevsim sellere ve heyelana teslim oluyor.  Küresel iklimin yanı sıra, kentlerin betona gömülmesi ve doğanın insan eli ile mahvedilmesi gibi etmenlerden ötürü aşırı yağış ve seller Karadeniz’i vuruyor.

Aslında aşırı yağış,  ülkenin diğer bölgelerinde de görülüyor. Dünyayı pençesi altına alan  küresel iklimin olumsuzluğunu Türkiye daha çok yaşıyor. Haziran ayında Bursa ve ilçelerinde sel sularına kapılan 6 kişi yaşamını yitirmişti.

Betonlarla çevrilen, alt yapıları yetersiz olan, nefes alacak yeşilden yoksun kalan kentler en küçük su taşkını karşısında bile umarsız kalıyor. İnşaata öncelik verilmesinden ötürü büyük şehirler, ilçeler, beldeler, mahalleler ve köyler adeta betona gömüldü. Dere yataklarına bile  4-5 katlı binalar dikiliyor. Buralara nasıl inşaat ruhsatı veriliyor? Anlamak olası değil. Karadeniz’in simgesi olan bu ucube binalar bölgeyi esir almış durumda.

Etkin, caydırıcı önlemler hayata geçirilmez, insanlarda doğa sevgisi ve bilinç artmaz bildiklerini okumaya devam ederlerse daha çok ateş düşer ailelerin ocağına. Öylesine çok yazıldı ki, Karadeniz’deki çarpık kentleşme, yaylalarının betonlarla örülmesi, doğal yaşam alanlarının bitirilmesine yönelik yapılaşma. Ne var ki, önceki afetlerden hiç ders alınamadı, ekoloji karşıtı alışkanlıklar sürdü ve sürüyor. En basit örnek, doğa harikası Uzungöl ve Ayder’de ruhsatsız, kaçak binaların yıkımına şiddetle karşı çıkan, önlemeye çalışan rantiyecilerin tavrı.

Zaten yağışlı bir iklime sahip bölgede küresel iklimin etkisi ile birlikte bu olumsuzluklar da eklenince sel ve can kayıpları kaçınılmaz oluyor. Ülkenin en güzel yeşiline, mavisine ve doğal güzelliğine sahip Karadeniz korunması, sakınılması gereken coğrafya. Karadeniz bir yanda sel felaketinin, diğer yanda doğanın insan eli ile katledilmesinin acısını yaşıyor.

Üzücü tablo karşısında merkezi hükümet kadar yerel yönetimlere de büyük görev düşüyor. En küçük su taşkını karşısında bile yetersiz kalan alt yapıları daha işlevsel hale getirmek, göğü delen hava koridorunu daraltan yüksek binaların yapımına izin vermemek yerel yönetimlerin temel önceliği olmalı. Ucube ve çirkin yapılaşmadan yıllardır yakınılmasına karşın, hala varlığını koruyor ve yenileri dikiliyor.

İnsanların da hataları var selin can kayıplarının yaşanmasında. Sellerden gerekli dersler alınmıyor, ısrarla dere yataklarına ruhsatsız kaçak binalar dikiliyor. En çok da Karadeniz’de görülüyor bu tür yanlışlar. Ne var ki yanlış ısrarlarının bedelini canları ile ödüyorlar. Su taşkınlarından hiç ama hiç ders alınmıyor. O kadar uyarılara, önlemlere karşın, değişen hiçbir şey yok. Yine gür derelerin, ırmakların kıyısına, yamacına ve yağışlara açık tepelere yüksek binaları konduruyor, “Bize bir şey olmaz” tavrı ile inadını sürdürüyor, bildiğini okuyor.

Sel felaketi ihmalkarlığın, yasa tanımazlığın, kuralsızlığın ve betona gömülmenin sonucudur. Önlemleri ıskalamamak, dere kenarlarına yapılan ruhsatsız kaçak binalara göz yummamak, sık imar affı çıkarmamak, betona teslim olmamak, alt yapıları su akışına uygun hale getirmek, HES’lere çeki düzen vermek sele karşı olmazsa olmazlardır.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar