Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

KARADENİZ’İN ÜNLÜ YÜK KAYIKLARI MAVNA VE ÇAPAR’LARI BİLİR MİSİNİZ?

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına kadar, Karadeniz birçok yerine henüz karayolları ulaşmamıştı. Olanlar ise yolcu taşımacılığı için pek pratik ve konforlu sayılamazdı. Bu yüzden, yolcu ve yük taşımacılığı yaygın olarak vapurlar ile gerçekleştiriliyordu. İzmir-Hopa seferini yapan bu vapurlar önemli limanlara uğrar, yük ve yolcularını doldurup boşaltırlardı. Ordu gibi çoğu kentin ise henüz bu büyük gemilerin yanaşabileceği iskeleleri yoktu. Gemiler şehrin iskelesine yakın bir yerde demirler, yolcu ve yükler daha küçük teknelere aktarılarak taşınırdı. Deniz kenarına kurulu fındık gibi sanayi işletmeleri için de benzer bir durum geçerli idi. Hammadde veya bitmiş ürünler küçük teknelere yüklenerek açıkta bekleyen büyük yük gemilerine taşınırdı.

O yıllara kadar Karadeniz'in çoğu limanı için geçerli bu durum benzer şekilde olup, gemi-iskele arasında yük taşıma işine genel olarak "mavnacılık" adı verilirdi. İstanbul gibi büyük limanlarda çok sayıda mensubu olan ve geçmişi oldukça eskilere uzanan örgütlere sahip mavnacılık mesleği, küçük şehirlerde belli kişiler ve balıkçılar tarafından yapılırdı.

Gemi-iskele ya da yakın limanlar arasında yük taşımak için ağır yüklerin altına girebilen iri kıyım tekneler kullanılırdı. Karadeniz'in farklı bölgelerinde farklı isimlerle anılan bu teknelere halk arasında genellikle "çapar", "kabak", "mavna" ya da "mavuna" isimleri verilmişti ve işlevleri gereği dengeli olmaları gereken bu heybetli teknelerin çok fazla teferruatı veya donanımları bulunmuyordu. Yüzyılın başlarında bu iş için kullanılan tekneler de yelken ve kürek yaygın olmakla birlikte, ilerleyen yıllarda yerini motora bırakmıştı. Ayrıca hiçbir itici gücü olmayan ve motor ya da römorkörler tarafından çekilen türleri de vardı.

Araştırmacı Yazar Osman Kademoğlu “Denizlerin Güzelleri” adlı kitabında geçtiğimiz yüzyılda kullanılan çaparlar hakkında şu teknik bilgileri verir : "Çapar iki başı yüksek, baltabaş, bordası kavisli, geniş karınlı, altı düz, kürekle hareket eden, 30 ilâ 50 ton, Doğu ve Orta Karadeniz yük kayığıdır. Çaparlar eskiden aşırmalı yelkenle uzak mesafelere yük taşırlardı. Borda kavsi, omuzlulklarından itibaren baş ve kıç bodoslamaya doğru birden dikleşerek yükselir. Başı kıçından yarım metre kadar daha yüksektir. Başta ve kıçta iki yarım güverte (baş üstü ve kıç üstü)ve küpeştenin bodoslamaya birleştiği yerde çatal (yan yana iki dikme) bulunur. Ortası açık ambarlı ve parapetlidir. Parapetler paraçollarla küpeşteye bağlanır. Başüstünde ayakta durularak çekilen, 8 - 9 metre boyunda bir çift büyük küreği ve kıçında enli ve yüksek asma dümeni vardır. Bordasında omuzluklar arasında iki kalın yumru çakılıdır. Gemiye ya da iskeleye vurup ezilmesin diye parapetlerden bordaya kalın, yuvarlak ağaç gönderler sarkıtılır."

Çaparlar iş olmadığı zaman iskelede bekletilmez, kıyıya çekilirdi. Çaparların kıyıya çekildiği yer, Ordu’da iki ahşap İskele'nin arasındaki kumsal sahiliydi. Çocukluğumuzda o sahile çekilmiş çaparlardan tek tük görmüşlüğümüz vardır. Son çaparı ben orada gördüm, 70’i yılların başıydı. Tahtaları iyice eskimiş, bazı yerleri kırılmış, parçalanmıştı. Gövdesi alttan yarıldığı için taban kısmı kuma gömülmüştü. Adeta can çekişiyordu.

Çaparların önceleri Sürmene'de yapılmaya başlandığı, giderek Ordu'da, Fatsa'da, Ünye'de de yapımına başlandığı görülmektedir. Çaparın mimar — mühendisi olarak görev yapan ve bu işi iyi bilen bir Lefter Usta'dan söz edilir. Lefter Usta Cumhuriyetten sonra Yunanistan'a göç eder. Ama birçok çırak yetiştirmiş olduğu anlaşılmaktadır.

İşlevleri aynı olsa da mavna ile çapar arasında çok önemli fark vardır. Mavnanın su kesiminden yüksekliği fazla değildir. Dardır ve uzundur. Bu niteliklere sahip teknenin Doğu Karadeniz’in kışın dalgalı denizinde ağzına kadar yüklü olarak gemiye mal taşıması olanaksızdır. Bu tür bir tekne, çaparın işlevini görmez ve batar. Oysa, Doğu Karadeniz'de çaparların battığı pek görülmemiştir. O kadar yüklenmesine rağmen, açık denizde gemiyi beklerken dalgalarla boğuşurken görmek, onların yapım tekniğinin üzerinde durmayı gerektirir niteliktedir.

‘ÇEKTİRME’LER NERELERDE ŞİMDİLERDE

Karadeniz’de nakliye gemisi olarak kullanılan ve en son şekli ile “Çektirme” ismi ile bilinen ahşap gemilerin yakın döneme kadar Ordu rıhtımına ticari malzemeler getirdiklerini sıklıkla görüyorduk. Kimi zaman mozaik, ayçekirdeği, mısır, çimento, kömür, demir, kereste vb. malzemelerle Ordu rıhtımına yanaşıp, günlerce bekleyen çektirme adlı bu 250 -300 tonluk gemilerin faaliyetlerini artık denizlerde göremiyoruz…

İdris Turna ve Ahmet Emre Pirim adlı akademisyenler “Çektirme Gemisinin tarihi ve dönemin ticari faaliyetlerindeki rolü “ üzerine bir inceleme yapmışlar. Bizde bugün bu değerli araştırmadan Çektirme ile ilgili kısa bir bölümü sizlere aktarıyoruz…

“…20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan dönemde, Karadeniz’in engebeli coğrafyası karayolu taşımacılığının yapılmasına müsaade etmediğinden, denizde yolcu ve yük taşımacılığı büyük önem kazanmıştı. Karadeniz’in tehlikeli fırtınaları ve sahil yapısı kötü hava koşullarında sığınacak yer arayan teknelerin formlarında ve yapım tekniklerinde etkili olmuştur.

Karadeniz kıyılarında tekne yapımı için uygun olan birçok yerde bu denize dayanıklı tekneler inşa edilmiştir. Bu inşa bölgelerinin yerleşimleri incelendiğinde en dikkat çekici özelliğin ise tekne yapımı için uygun olan ağaçların yetiştiği ormanlara yakın olduğu görülmektedir. M.Ö. 64 – M.S. 24 yılları arasında yaşayan Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozof Strabon’un “Coğrafya” isimli eserinde de belirttiği gibi Karadeniz kıyılarının arkasındaki topraklarda tekne yapımı için olağanüstü elverişli kereste ağaçlarının bulunduğu ormanlardan bahsedilmektedir. 19.Yüzyılın son çeyreğine girilirken Karadeniz’de çalışan ticari teknelerin türlerinin azaldığı ve bu türler arasında birinin öne çıktığı görülmektedir.

Çektirme adı verilen bu geleneksel teknelerin tekne yapımında en önemli hammadde olan ahşap bakımdan zenginliği bulunan Batı Karadeniz’de daha çok Bartın’da inşa edildiğini bilinmektedir. Bartın dışında Cide, Sürmene, Rize, Ünye ve Ayancık’da da çektirme türünde gemilerin inşa edilmiştir. Çektirme gemilerinin inşasında daha çok kestane ve meşe ağaçları kullanılmakla birlikte gürgen, karaağaç, dut ve çam ağaçlarının da kullanıldığı göze çarpmaktadır. Suya dayanıklılığı ve esnekliği sayesinde şekil verilebilen kestane ağacından ve imal edilen Çektirme teknesinin kürekli kadırga türü olan çektiri ile yapısal bir benzerliği bulunmamaktadır.

O dönemde taşınan yükün hangi limana tahliye edileceği sorusu “Yük nereye çekilecek?” şeklinde sorulduğu bilinmektedir. Çektirme isminin buradan geldiği düşünülmektedir.. Kancabaş pruva formuna sahip bu gemilerin baş ve kıç formu birbirine benzemektedir. Özellikle tekneyi karaya çeker iken kıç taraftan gelen dalgaların tekneyi savurmasını engellemek maksadı ile bu tür formun daha çok tercih edildiği bilinmektedir.

Eni geniş olan bu teknelerin yapısı yüklü halde fırtınalı denizlerle mücadele yapmaya müsaittir. Bartın tersanelerinde 30 tonluktan 450 ton kapasiteye kadar farklı büyüklüklerde çektirmeler inşa edilmiştir. Fırtına küpeştesine sahip ve tek direkli bu geminin yelken bumbası aynı zamanda yük operasyonlarında kullanıldığı bilinmektedir. Cevdet-i iktisat kayıtlarından anlaşıldığı üzere Çektirme türünde gemilerin 19.yüzyılda ticari nakliyede en çok kullanılan gemi türlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Yapılan araştırmalar neticesinde Çektirme türü gemilerin daha çok Odun, Kömür, Buğday, Şarap, Zeytin, Meyve türündeki yükleri taşıdıkları anlaşılmıştır. Bu gemilerin büyüklüğüne göre 4 ile 16 arasında mürettebat çalıştığı göze çarpmaktadır. Yirminci yüzyılın başına kadar yelkenle seyreden çektirmelerin yerini 1919 yılından itibaren makine donatılan çektirmelerin aldığı bilinmektedir.

19. YY’ın ilk çeyreğine kadar bu direk geminin seyri sırasında yelken donanımları ile donatılıyor ve limana gelindiğinde yükleme-tahliye işlemleri için ise yük donanımı olarak kullanılıyordu. 1913’lü yıllarda teknenin sevki için içten yanmalı motorların kullanımıyla birlikte yelken ile seyir azalmış olup yük elleçleme işlemleri için direk altına konulan bir makine ile daha ağır yüklerin kaldırılması sağlanmıştır.

Çektirme gemilerinde elektrik donanımı bulunmadığından gaz lambaları ile aydınlatma ve yine gaz yağı ile ışık veren seyir fenerleri kullanılmıştır. Çektirme gemisinin palamar halatlarını karaya bağlayabilmek için ve acil durumlarda kullanılmak üzere tüm gemi tayfasını alabilecek kapasitede açık bir filika bulunmaktaydı. Bu filika geminin arkasına bağlanmak suretiyle yedekte çekilirdi.

Çektirme gemileri kullanıldıkları dönemde inşa ve işletme masraflarının düşük olmasından ötürü 1980’li yılların ortalarına kadar nakliyede kullanılmışlardır. Ağaç kesiminin devlet kontrolü altına alınmasından sonra üretim maliyetleri artmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle bakım maliyetleri düşük, taşıma kapasiteleri yüksek çelik tekne imalatının artması çektirmelerin nakliyede tercih edilmemesine yol açmıştır.

1980’li yıllara kadar yapımı devam eden çektirmeler yük taşımacılığındaki rolünü kaybetmiştir. Kalan son çektirme gemileri 1990lı yıllara kadar ancak kum çekme ve taşıma işlemlerinde kullanılmıştır. Günümüzde ise yat turizminde gezinti amaçlı birkaç çektirmeye rastlanabilmektedir.

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar