Ordu
DOLAR15.8769
EURO16.8435
ALTIN942.55
Sezai KESKİN

Sezai KESKİN

Mail: [email protected]

reader

KOLTUK SEVDASI HASTALIĞI!

Bu yazıda ülkemizde sıkça görülen bir hastalıktan bahsedeceğiz. Koltuk hastalığı… Bilhassa Türkiye’nin yakın ve uzak tarihine göz gezdirdiğimizde politikacılarda yaygın olarak görüldüğüne rastlarız. Hastalığın koltuktan önce, koltukta otururken ve koltuktan sonra olmak üzere üç evresi vardır. Birinci halinde hastalığa erken teşhis konulursa ve kişinin bağışıklığı yüksekse, hasta ufak tefek yan etkilerle hastalığı atlatabilir. İkinci safha çok tehlikelidir. Hasta koltuk ‘’virüsünü’’ kapmışsa, koltuktan asla kalkmak istemez.Ki; bu rahatsızlık sara gibi ara ara nöbet halinde gelir insana. Üçüncü aşamada ise koltuğun altından çekildiği haldir. Bu dönemde hasta eşekten düşmüşe döner! Bir anda nereye uğradığını şaşırıverir. Rüyalar, halüsinasyonlar görmeye başlar, gördüğü her nesneyi koltuk zanneder.

 

Aslında arkeolojik kazılar sayesinde, Mısır kültüründe karşımıza çıkan ilk koltuklar oturmak için tasarlanmamıştı. Koltuğun yaygın olarak kullanıma girmesi on altıncı asra denk gelir. Koltuk siyaset sahnesine girdiğinden beri hırsın ve ihtirasın amansız sembolü oldu. Bir fotoğrafa yaklaşınca görüntü kalitesi bozulursa nasıl, işte siyasi ikbal uğruna nice değerleri ayaklar altına almış kimi siyasetçileri tanıyıp yaklaşınca da öyle oldu. Dolmuştaki dörtlü koltuklara beş kişi oturmaya çalışan matematik kıtlığına denktir bu...

 

Bazen yaşananları küçük dilimizi yutarak, ibretle izliyoruz. Ceketin bile astarı varken ceket kadar yüzü olmayan çok kişinin yere düşen 'maskesini' görüyoruz.Isırgan otundan yapılmış bir elbisedir koltuk; her yerine batar, canını yakar. Anne karnına sığarken, dünyaya neden sığamadığını ve sonunda iki metrecik yere sığacağını düşünmeli insan. Kişiliğini makamından alanların, makamdan sonra kişiliksiz kalacağını hesaplamalı. Oturacak yeri değil, kalacak yeri olmalı insanın, bir kalbin ve duanın içinde. Ne koltuk baki, ne de ömür. Her cümle mutlaka noktayla sonuçlanacak ve ne kadar yüksekte durursanız durun, ölümsüzlükle ödüllendirilmedi kimse.                    

 

Perdenin aralığından gözler gibi seyrine daldığımız, bir şenlik ateşinin çukurunu andıran                içi timsah dolu bir bataklıktır Dünya, hayat da nihayetinde timsaha yem olacak kuzguni bir gelincikten başkası değil. Herkeste değil elbet ama, gözü midesinden büyük insanlarda fark edilecek düzeyde bir koltuk müptelalığı var. Yeryüzündeki her türlü savaşın sebebi olan koltuk, mıknatısla çekilen bozuk para gibi asırlar boyu nice kibirli insanı çukuruna düşürdü. Yerküredeki kötülüklerin ‘’anası’’ oldu. Kalpler toza bulanmış karanlığa döndü, biraz 'ertesi gün' gibi kaldı insanlar, eksik, hırçın, asabi...

*                                                                                                                                                                  Gökten üç elma düştü; Birisi bu yazıyı dizip koşanın başına. Birisi okuyana, öbürü de paylaşıp çoğaltana...

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar