Ordu
DOLAR15.9334
EURO16.8754
ALTIN945.41
Sümer Alkan

Sümer Alkan

Mail: [email protected]

reader

KÖY DÜĞÜNLERI

Bu günkü yazımda çocukluğumda gittiğimiz köy düğünlerinden hatırımda kalanları anlatmaya çalışacağım.

    

Düğün hazırlıkları başlayınca, durumu iyi olan kişiler, düğün yemeğinde kullanmak için ahırlarında beslediği bir hayvanı kestirir, kümesteki tavuklardan da birkaç tanesi kesilirdi. Kazanlarda yemekler pişer, gelen misafirlere ikram edilirdi. Durumu iyi olmayan kişilere komşu ve akrabalar, börek, haşlanmış tavuk, süt ve yoğurt gibi yiyecekler getirerek düğün sahibinin masrafına bir nevi katkıda bulunurlardı.

 

Düğün; kız evinde, kına gecesi ile başlardı. Kına gecesine gelen insanlar, gruplar halinde bitişik köylerden, karşı mahallelerden akın akın gelirlerdi. Havalar güzelse evin bahçesinde oturma yerleri hazırlanır, misafirler en güzel şekilde ağırlanmaya çalışılırdı. Kına eğlencesiyse neredeyse yemekle birlikte başlardı. Eğlence için ya saz çalan erkek ya da ut çalan kadınlar gelirdi. O zamanlar meşhur ut çalarak insanları eğlendiren kadınlar vardı. Hem türkü söyler hem ut çalarlardı. Çarşıda yaşayan o kadınlar özel olarak düğüne gelirdi.

  

Kına eğlencesi başlayınca karşılama oynanır, horonlar oynanırdı. Oyuncular genelde ikişer kişi olurdu. İki kişi oynar oturur, diğer iki kişi oynardı. Bu arada neşeli, hareketli güzel oynayan kadınlar kendiliğinden kalkar oynarlardı. Utangaç genç kızları elinden tutup zorla oyuna kaldırırlardı. Oyun havaları, Giresun karşılaması, Ordu karşılaması, çiftetelli, metelik gibi oyunlardı. Karşılıklı oynayanlar birbirlerine maniler söylerdi. O manilerden hatırladıklarım:

      Karşıda gördüm seni

      Boylarına maaşallah

      Bizim evde gelin yok

      Sen olursun inşallah

Entarisi kırmızı

Candan sevdim şu kızı

Aynalı odalara

Atsınlar ikimizi

           Ağzındaki dişlerin

           Soğanın zarı gibi

           Erittin yârim beni

           Dağların karı gibi.

Entarimin eteği

Kısa ise eklerim

Sözünde duran yâri

Senelerce beklerim.

 

Bunun gibi birçok maniler söylenirdi. Şimdilerde olduğu gibi kınanın sonunda kına türküsü söylenir, gelinin eline kına yakılır, gelin ağlar, insanlar ağlardı...

 

Bu hüzünlü havanın sonunda hediyeler toplanır, açılan bir örtünün içine gelen hediyeler konurken kadınlardan biri hediyeleri sesli sesli sayardı.

-Amcasının hanımından bir bakır tepsi…

-Ayşe teyzesinden bir havlu…

-komşusu Şadiye teyzesinden ibrik….

Bu şekilde, hediye verenlerin isimleri tek tek sayılırdı.

     

Hediyeler toplandıktan sonra insanlar evlerine dönerler, düğün sahipleri ertesi gün yapılacak olan düğünü düşünerek yatarlardı. Oğlan evinden kına getirme daha sonraki yıllarda oldu. O zamanlar sanırım ulaşım zor olduğu için, gece kına getirme olayı yoktu.

 

Ertesi gün düğün başlar, davul klarnet çalar, gelen misafirleri davulcular karşılar bahşiş alırlardı. Gelin alma merasimleri de ilginçti: Gelin alıcılar gelinin evine yaklaşınca bazen silahlarla evin bacasını yıkarlardı. Bu saçma geleneğe anlam veremiyordum ama maalesef oluyordu.Gelin alıcılar gelir, bir kişi baş gelin alıcı olurdu. Misafirler özel bir odada ağırlanır. Baş gelin alıcı, 2 veya 3 metre bir kumaşı yere serer, gelinin gelmesini beklerdi. Gelinin gelmesi gecikirse baş gelin alıcı topuğunu yere vurur ya da elinde baston/şemsiye varsa onu döşeme tahtasına vurup;

Gelinimizi istiyorum!...  diyerek, esprili şekilde gelinin içeri gelmesini sağlardı.

 

Gelin örtüye basarak gelir, el öper, baş gelin alıcı gelinin başına bir örtü örter. O arada misafirlere şerbet dağıtılır. Şerbeti dağıtan kişiye bahşiş verilirdi. Gelin evden çıkmadan gelinin bir kardeşi kapıyı kapatır, çeyiz sandığının üstüne oturup ayrı bahşiş alırdı. Gelin evden çıkıp oğlan evinden getirilen süslenmiş ata bindirilerek yolcu edilir, geride yine hüzün kalırdı.  Kız anası her zaman olduğu üzere, evinden ayrılıp yeni bir yaşantıya yelken açan kız için ağlar, farklı bir ortamda yaşayacak olan kızının o ortama nasıl ayak uyduracağı endişesi için ağlar ve büyütüp bu yaşa getirdiği kızının hasretine nasıl dayanacağını düşünerek ağlardı.

 

Evde yine hüzün vardır. Kardeşler üzgün baba durgun. O zamanlar ayrı ev açmak yoktu. Gelin genelde kayınvalidenin evine taşınır. Büyük aile olarak yaşanırdı.

 

Oğlan evinde düğün

 

Başta anlattığım düğün, damat evinde farklı yaşanır. Düğün öncesi yemekler pişirilir hazırlıklar yapılır. (Damat tıraşı) diye bir merasim yapılır. Müzik eşliğinde damat tıraş olur. Aile büyükleri ve bir kısım misafirler bu merasimde damada bahşiş verirlerdi. Akşam (erkek düğünü) yapılırdı.  Sofralar kurulur, saz eşliğinde, koro şeklinde şarkılar söylenirdi.

 

Ben küçük olduğum için babamın yanında olurdum. Koro halinde söylenen şarkılar:

Fincanı taştan oyarlar

İçine bade koyarlar

Sen bize gelme duyarlar.

        Sen kimin canısın canı

        Sen yine doldur fincanı

Coştum yine dalgalanıyorum ben

Yeni yeni sevdalanıyorum ben

 

Hatırladığım şarkılar bunlar.  Gece bazı düğünlerde içki içilir, masada yiyecekler bitmiş gibi tavuk isterlerdi. Kümesten tavuk alınıp kesilir, pişirilir, sofraya getirilirdi. Düğünlerde en sevmediğim şey silah atılmasıydı. Biz çocuklar çok korkardık fakat maalesef silah eskiden de atılırdı.

     

Gelin alıcılar gelini getirirler. Damat gelinin başına para atardı. Kayınpeder ve kayınvalide geline hediye sözü vermeden gelin attan indirilmezdi. Genelde hediye ya fındık bahçesi ya ahırda yaşayan hayvanlar dan biri olurdu.

 

Hediye sözü verildikten sonra gelin attan indirilir, eve girerken kapıya gerilmiş bir ip bağlayıp gelinin o ipi koparması beklenirdi. Eve bereket getirsin diye yer ocağında un karıştırırdı.

 

Düğünün ertesi günü (duvak) merasimi yapılırdı. Evin bahçesinde misafirler oturup gelinle damadın gelmesini beklerdi. Gelin ve damat ortaya gelirler, el öpme merasimi ve oyunlar çalgılar ile düğün devam ederdi. Bu arada bahçenin bir köşesine helvacı tezgah kurar satış yapardı. (cevizli helva) İşte benim aklımda kalan izlenimler.

 

Babam köy öğretmeni olduğu için annem ve biz düğünlerde baş köşede ağırlanırdık. "Başöğretmenin ailesi geldi” diye güzel ağırlanırdık. Öğretmenlerin o zamanlar saygınlığı çoktu. İyi ki sayılan, sevilen değerli bir öğretmenin kızıyım. İyi ki bu anıları biriktirmişim. Şimdi de güzel düğünler oluyor ama o zamanlar bir başkaydı...

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar