Ordu
DOLAR9.6153
EURO11.2377
ALTIN554.27
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

Merkez Bankası'nın piyasaya müdahalesi ve anlamı

“Eğer döviz kurlarındaki dalgalanma durulmaz ise, Merkez Bankası politika faizlerinde muhtemelen 2, 3 puanlık bir artışa gidebilir.” 17.08.2020 tarihinde gazetemizde yer alan makalemden bir cümle. O günü Dolar kuru 7,38 seviyesinden tamamlamış. Tarih 23.09.2020, Dolar kuru 7,70 seviyesine ulaştı ve Merkez Bankası bir gün sonra politika faiz oranını yüzde 8,25’ten yüzde 10,25’e yükselterek 2 puanlık artışa gitti.

Merkez Bankası’nın faizlerde artışa gitmesinin anlamı nedir? Politika faizi ile döviz kurları arasında nasıl bir ilişki vardır? Kalemim yettiği kadarıyla anlatmaya çalışayım:

Politika faizi, Merkez Bankası’nın bankalara ödünç verdiği bir haftalık vadeli paranın faiz oranıdır. Ayrıca, Merkez Bankası’nın en önemli para politikası araçlarından da birisidir. Hatırlayacağınız üzere, hükümet yetkilileri öteden beri bu faiz oranının hep düşük kalmasından yana olmuş ve Merkez Bankası da en son 22.05.2020 tarihinde politika faiz oranlarını yüzde 8,25’e kadar indirmişti.

Peki, hükümetin faiz oranlarındaki düşüş ısrarının sebebi neydi?

Faiz oranları ekonomide önemli bir maliyet unsurudur. Hele de 2019 yılında ekonomisi yüzde 1’in altında büyümüş (yüzde 0,9) ve işsizlik oranı yüzde 13’lere ulaşmış ve de Covid–19 küresel salgını yüzünden ekonomisi darboğaza girme olasılığı olan bir ülkede faiz oranlarının yüksekliği ekonomi yönetimi tarafından istenmeyen bir durumdur. Bu da, rasyonel bir bakış açısıdır. Çünkü büyüme oranlarında artışın ve işsizlik oranlarında azalmanın sağlanabilmesi için faiz oranlarının düşük kalması gerekir.

Peki, piyasa koşulları dikkate alındığında faiz oranlarının çok fazla düşmesi iyi midir?

Hayır, iyi değildir. Nasıl ki bütün yaşantımız bir denge üzerine kuruluysa, ekonomide de belirli bir dengenin sağlanması kaçınılmazdır. Bu bağlamda, faiz oranlarının çok fazla düşmesinden kasıt da şudur: Faiz oranlarının temel belirleyicisi beklenen enflasyon oranıdır. Eğer ülkemizde enflasyon oranları yüzde 12’lerde ise, faiz oranlarının da en az bu seviyelerde; hatta daha yüksek olması gerekir. Enflasyonun yüzde 12 olduğu bir ortamda, Merkez Bankası’nın kendi belirlediği politika faiz oranını yüzde 8’lere kadar çekmesi önemli bazı makro ekonomik sonuçlara yol açabilir; açmıştır da…

Piyasa koşullarının altına çekilen faiz oranları, düşen konut, otomobil, ihtiyaç kredisi faiz oranları eliyle toplam talebin canlanmasına ve enflasyon oranının yükselmesine açar.

Türkiye gibi 1950’lerden beri döviz sıkıntısı olan bir ülkede ortaya çıkan iç ve/veya dış kaynaklı olumsuz gelişmeler dövize olan talebin hızla artmasına neden olur. Böyle bir durumda ise, bankacılık sektörü bu politika faizi üzerinden Merkez Bankası’ndan TL cinsi borçlanarak döviz alımına yönelir. Dövize yönelen talep ise döviz kurlarının daha da fazla artmasına yol açar.

İşte, Merkez Bankası politika faizini artırarak, kendisinden ucuz faizle TL satın alıp, daha sonra bu TL’lerle Dolar satın almaya yönelen bankacılık sektörünün TL maliyetini yükseltmiştir. Bu da dövize olan talebi düşürür. Faiz yükselişi aynı zamanda enflasyon artışını da baskılayacaktır. Ancak bu durum şuna benzer: Vücudundaki iltihap yüzünden ağrısı olan bir insana ağrı kesici verip ağrısını hafifletmeye benzer. Ağrı kesici, faiz oranlarının artışıdır. Asıl tedavi vücuttaki iltihabı kurutmaktır; yani döviz kazancı sağlayacak uzun vadeli yapısal politikaları gerçekleştirmektir.

Son söz: Döviz kurlarında artış sürerken ve devamı da beklenirken, faiz enstrümanı ile piyasalara geç müdahale ederseniz, döviz kurları yükselmiş iken faiz oranlarını da yükseltmiş olursunuz. Bu ikilinin aynı anda yükselmesi ise, ekonomiyi büsbütün boğan en olumsuz gelişmelerden birisidir…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar