Ordu
DOLAR13.7186
EURO15.5393
ALTIN786.53
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE BİR KUVAYİ MİLLİYECİ ALİ RIZA GÜRSOY

Ali Rıza Gürsoy 1902 Ordu doğumluydu. 1970 yılında 68 yaşında kaybettiğimiz Ordu’nun mümtaz gazetecisi ve Belediye Başkanı Ali Rıza Gürsoy, gözünü budaktan sakınmayan bir “Kuvayi Milliyeci” idi. 1918’de, Rum Pontus Devletinin Karadeniz’de kurulma çalışmalarını Ordu’da önleyen İdadi Mektebinin talebe lideriydi…

Mustafa Kemal Paşa’ya Milli Mücadele yıllarında silah almak için para göndermeyen Ziraat Bankası Ordu Şubesini 1919’da arkadaşları ve sivil giyinmiş askerlerle basarak, Mustafa Kemal Paşa’ya bin altın lirayı Yüzbaşı Hasan Bey ile gönderen Ordu İdadi Mekteplerinin Lideri Ali Rıza Gürsoy idi.

 Yıl 1918... Osmanlı Devleti 1. Cihan Savaşı'ndan yeni çıkmıştır. Sevr Antlaşması Yurdumuzu bölmüş, Doğu Karadeniz'de de Rumlar bir Pontus Devleti kurmak gayretindedirler. Silahlı hazırlık yanında, fikir çalışmaları da vardır. Ordu'da Oturan Rumlar kiliselerindeki-Eski Elektrik Fabrikası-temsiller sahneye koymakta, hayallerinde yaşattıkları "Bizans"ı tiyatroda canlandırmaktadırlar. Genç Türkler Rumların bu faaliyetlerini dikkatle izlerken, Kurtuluş Savaşı'nın heyecanı içinde halkın moralman güçlü olmasını sağlamak yollarını aramaktadırlar.

İsmail Hakkı Bey, 1914 yılında Ordu İdadisi ’ne Türkçe öğretmeni olarak tayin olmuştu. Aynı zamanda Ordu’da görev yapan ilk tedrisat müfettişidir. 15 Kasım 1919 tarihinde yayın hayatına başlayan Güneş Gazetesi , 4 sayfadan oluşmaktaydı ve kendisini başlığının hemen altında “her şeyden bahseder, haftalık gazetedir” şeklinde tanıtmaktaydı. Nüshası 5 kuruş, abonelere ise yıllığı (40 nüsha) 120 kuruştu. Güneş, o yıllarda Ordu’da matbaa olmadığı için yaklaşık iki ay boyunca Giresun’da basılmıştı. İsmail Hakkı Bey, Güneş’i çıkarabilmek için bazen kayıkla, bazen at sırtında Giresun’a gidiyor, aynı şekilde de geri dönüyordu. Bu yolculuklar esnasında aleyhlerinde çekinmeden yayınlar yaptığı Pontus çetelerinin kendisine kurduğu pusulardan çoğu kez son anda kurtulabilmişti. Onu böylesine zorlu bir mücadelenin içerisine çeken neden ise güçlü olan milli duygularıydı.

Güneş gazetesi yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra büyük bir ilgiyle karşılanmış ve burada yayınlanan yazılardan etkilenen gençler ve halk gazete etrafında toplanmaya başlanmıştı. Güneş etrafında toplanan gençler, güç birliği yapmak ve faaliyetlerinin bir çatı altında yürütmek amacıyla 1920 yılı başlarında yine İsmail Hakkı (Garipoğlu) Bey’in öncülüğünde Milli İnkılab-ı İctimai Kulübü’nü kurmuşlardı. Kulüp üyeleri Ordu'da gazetecilik ve tiyatro çalışmalarının gelişmesine öncülük etmişlerdir. Bu gençlerin başında bulunan Ali (A. Rıza Gürsoy), Hamdi (Uzman) ve Fevzi (Güvemli)'nin girişimleriyle tiyatro çalışmaları başladı. Ordu'da "inkılâbı içtimai" kulübünü kuran Türkler, her yönden halkın heyecanını kanalize eden, millî duyguları galeyana getiren tiyatro eserlerini de sahneden halka aktarmayı kararlaştırmışlardı.  Şimdi Düz Mahallede Kurulu olan Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosunun fuayesi olan Rum Kilisesini Ordu İdadisinin talebelerinden Ali Rıza Gürsoy, Papazdan alarak, Türk halkına heyecan veren, milli şuuru yansıtan piyeslerini oynamasını sağlamıştı…

Kulübün çatısı altında bir araya gelen Ordulu gençlerin ilk faaliyetleri milli bilinci diri tutan, "İntibaı Millî"  "Fatih", "Yavuz Sultan Selim" oyunları olmuştu. Bu piyesler halkı öylesine galeyana getirmiştir ki, Rumların Kilisesi el değiştirerek Türk Tiyatrosu olmuş ve Türk Ulusunun Milliyetçi sesinden başka bir ses duyulmaz olmuştur. Ve bu Millî Tiyatro faaliyetlerinin başında daima Gazeteci Ali Rıza Gürsoy ile Öğretmen İsmail Hakkı Garipoğlu vardı.

Gençlerin sahneye koyduğu bu piyeslere halk büyük ilgi gösteriyor, onları maddi bakımdan da destekliyordu. Onlar da bu şekilde gazetelerini Ordu’da basabilecekleri matbaa için hedefledikleri 1200 lirayı kendi harçlıklarını da katarak tamamlamış oluyorlardı.

Ordulu gençlerin biriktirdikleri parayla Giresun’dan satın alınan matbaa Ordu’ya getirilmişti ve adı Ordu Matbaası konmuştu. Ordulular kendi gazetelerini kendi matbaalarında basabileceklerdi. Nitekim Güneş Gazetesi’nin 8. sayısı bu matbaada basılmıştı.

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar "İnkılâbı İçtimaî" kulübü çalışmalarını bilhassa tiyatro sahasında yürütmüş, elde ettiği gelirle 1200 lira sarf ederek Ordu'ya ilk "Matbaa"yı getirmiş, şimdiki Özel İdare binasında ise küçük de olsa bir "Hastane" açılmasını temin etmiştir. Bu arada şu noktayı da belirtmek gerekir ki "İnkılâbı İçtimai" kulübünün tiyatrosunda roller erkek oyuncular tarafından paylaşılmıştır. Kadın rollerine de erkekler çıkmıştır. Teknik yönden de yoksun olan bu tiyatronun başarısı millî duyguları bir ulusun ölüm - kalım savaşında ön plânda tutmasını bilerek, görevini en olumlu şekilde yapmasıdır.

ORDU’DA MİLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE BİR KUVAYI MİLLİYECİ ŞÜKRÜ KAYMAZ

18 Şubat 1958 günü Ordu’da yayınlanan Gürses Gazetesinde Ali Rıza Gürsoy bir kişi hakkında makale kaleme almıştı. Hakkında makale yazılan bu merhum mütareke yıllarının Ordu kasabasında Kuvayı Milliye ruhuyla hareket eden Şükrü Kaymaz’dı. Şükrü Kaymaz’ın ölümü üzerine onun hakkında Ali Rıza Gürsoy gazetedeki köşesinde şunları ifade etmişti.

“… Ordu’ya musallat olan ölüm kervanına Şükrü Kaymaz’da dâhil oldu ve Allah’ın rahmetine kavuştu. Mekânı cennet olsun. Karaağaç köyünde Eyüpoğullarından olan Şükrü Kaymaz’ı 1918’den itibaren Ordu’da belirmiş bir şahsiyet ve kıymet olarak tanıyoruz. Mütarekenin çetin devrelerinde münevveri kıt olan bu beldede Kuvayı Milliye ruhu ile şahlanan, Kurtuluş savaşı ile son haddini bulan halk kitleleri arasında başlayan milli ideal ve heyecanın yarattığı çerçevelere, tariflere sığmayan ulvi akın ve kaynaşmaların her safhasında Şükrü Kaymaz’ı derin anlayış ve zekası ile her sahada yer almış görüyorduk.

Karadeniz kıyılarında Pontus devletinin kurulma hülyaları içinde şımarmış, gözleri kararmış Rum’ların memlekette yaratmağa çalıştıkları her tehlikeli cereyan karşısında Ordu İdadisinden rahmetli hocam İsmail Hakkı Garipoğlu’nun etrafında toplanan, milli davayı ideal cephesinden ne pahasına olursa olsun müdafaadan çekinmeyen, hemen hemen sayısı 12’yi geçmeyen gençlik kadrosu içinde Şükrü Kaymaz’ı da mütevazı  hüviyeti ile yanımızda ve aramızda görmekle çok sevinmiştik. Çünkü; o ana kadar tanımadığımız Şükrü Kaymaz, yaratıcı sanat zekası ile bize o kadar faydalı oluyordu ki çok geçmeden ona “Şükrü Ağabey” diye hitap etmeyi haklı bir takdir ve mecburiyet saymıştık.

Pontusçu Rum gençlere mukabele etmek, onlardan aşağı olmadığımızı ispat etmek için Düz mahalledeki Rum Kilisesine ait binada 15 günde bir Rum gençleri gibi müsamere (Piyes) vermek için Metropolit Polikarbos’tan zorla muvafakat istihsal etmiştik. Müsamere dekorlarımızı rahmetli aziz arkadaşım Hamdi Uzman ile birlikte bıkmadan, usanmadan Şükrü Kaymaz hazırlıyordu. Şükrü kaymaz abi bizden yaşça çok büyük olmasına rağmen o bizden hiç ayrılmıyor, Milli Mücadelenin ideal cephesinde kendisine verilen vazifenin şekil ve seviyesine ehemmiyet vermeden hazla kabul etmeği vatani bir mecburiyet sayıyor, orijinal buluşlarla Pontusçu Rumları tezyif, teşhir ve tahkirden çekinmiyordu. Şükrü Kaymaz atılgan ve cesurdu, gözünü budaktan sakınmazdı. Şahsiyetini tevazu ile o derece kamufle etmesini biliyordu ki, bu müstesna, sabırla kuvvetlenmiş meziyeti hepimizi aldatan bir vasfı idi. Ciddi mevzularda taşar, coşar, hiçbir kuvvet karşısında kimseden perva etmezdi. O soyadını yanlış almıştı: Kaymaz yerine Korkmaz almalıydı…

Şükrü Kaymaz, Halkevi reisliği belediye reis vekilliği yapmış, Ordu’nun hemen her içtimai ve siyasi teşekküllerinde vazife almıştı. Ordu İdadisinden merhum hocamız İsmail Garipoğlu, Şifa Eczanesi sahibi Şükrü deniz ile birlikte “Hadimi Cumhuriyet” gazetesini çıkarmak suretiyle neşir ve mücadele hayatına atılmıştı. Şükrü Kaymaz Halkevi Reisliği sırasında Ordu Valisi Bekir Baran’ la Özel İdareye ait Hususi Muhasebe matbaasını kurmuştur.

Şükrü Kaymaz için ne söylense ne yazılsa azdır. Ecelin tabii ömrü içinde elimizden almış olmasına rağmen Şükrü Kaymaz’a yanmama, acımamak mümkün değildir. O, yaşadığı çetin devrin icaplarına uyarak payına düşen vatan ve memleket vazifesini fedakârca yapmıştır. Sadece bu teselli ışığı içinde biraz kendimize gelebiliyor, ebedi yuvasında rahat, fütursuz uyuyacağına inanıyoruz…  Aziz Şükrü Kaymaz; Sana Allah’tan mağfiretler, seni unutturmayacak çocuklarına ve Eyüpoğulları ailesine de sabır, tahammül, uzun ömürler diliyorum…”

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ KAHRAMANLARINDAN UĞUZLUOĞLU ALİ EFENDİ

Bir milleti millet yapan ortak hatıralardır, ortak kültür, ortak tarihtir. O tarih; olaylarıyla, fikir ve duygularıyla, kahramanlarıyla zihnimizde, ruhumuzda, kalbimizde kazılı olmalıdır. Unutulmayan ortak değerlerdir ki, bizi biz yapar, bir araya getirir, bizi millet yapar. Öyleyse, Millî Mücadele kahramanlarımızı unutmayalım, hayatlarını ve hizmetlerini iyi öğrenelim. Gelecek kuşaklarımıza o destanları anlatalım. Anlatalım ki, örnek alsınlar, örnek göstersinler. Millî bağlarımız artsın, güçlensin, pekişsin. Bir olan milleti hiçbir güç yenemez. İşte o kahramanlarımızdan birisi olan, Uğuzluoğlu Ali Efendiyi bilirmisiniz?

Uğuzluoğlu Ali Efendi,20 Nisan 1941 de vefat etmişti. Birinci Dünya savaşının ve Kurtuluş Savaşının adsız kahramanlarından olan Ali Uğuzlu için, Arif Hikmet Onat, Gürses Gazetesinde yazıda Ali Uğuzlu için şöyle demişti. “En kara günlerimizden beri Müdafaai Hukuk ruhu ve havası içinde çarpan kalbi durdu. Düşmanlarımızın tabii teşekkülünden beri Türk olan bu güzel memleketimizde bir Pontus maskarası yaratılmak istendiği günlerde etrafına toplanan vatansever delikanlılara “Ya onlar, ya biz” diyerek Civil deresinden Bozukkale’ye kadar sahil muhafazasını korkusuzca üzerine almıştı.”

Uğuzluoğlu Ali Efendi, dürüst, mert ve temiz kalpli bir insandı. Memleket davalarında çok hassas,  yüksek düzeyde duyarlılığı olan bir vatanseverdi. Uğuzluoğlu Ali Efendi, en son 1940 yılının yaz aylarında fındığın sorunları, fındık yağının üretimi ve ülke içinde tüketimi konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisine müracaatta bulunmuştu. Onun maksadı sadece memlekete katkıda bulunmak doğal olarak faydalı bir hizmet yapmaktı.

31 Ekim 1918 tarihli Mondoros Mütarekesinin 7. Maddesini öne sürerek İstanbul’un işgalinden sonra yurdun muhtelif bölgelerini işgale başlamışlardı, Osmanlı hükümetinin askeri hiçbir kuvveti gücü kalmamıştı. Eşkıya çeteleri her yana kol salmışlardı. Rumlar, İnebolu'dan Batum'a kadar uzanan Karadeniz kıyılarında, Trabzon merkez olmak üzere bir Rum-Pontus Devleti kurmak istiyorlardı.

Ticaret ve küçük zanaatlar dâhil olmak üzere şehirlerde ekonomi büyük ölçüde Rumların elindeydi. Mütarekeden sonra Ordu'daki Rumlar Türklere göre çok iyi durumdaydılar. Her Türk köylüsü şehirde bir Ruma borçluydu. İmanı zayıf, korkak ve menfaat sever bir kısım Müslüman Türklerden bir kesim, Rum Metropolite hoş görünmek için yarış ettikleri kara günlerde, Uğuzluoğlu Ali Efendi  ile etrafına toplanan vatansever Ordu’lu gençlerle  Pontusçulara karşı açık açık tavır almış ve bütün yokluklara rağmen  şımarık zengin Pontusçu Rumların karşısında  dimdik durmuş, taviz vermemişti. Ordu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de  Nisan 1919'da kurulmuştu. 1920 yılı Ağustos ayında, bütün levazımı Ordu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin girişimleriyle sağlanmak üzere, Ordu kazasında 200 kişiden oluşan bir gönüllü tabur da teşkil edilmişti.  Uğuzluoğlu Ali Efendi de Ordu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin bu şekildeki faaliyetlerine, maddi ve manevi destek veren, Orduluların içinde daima yerini almıştı. Arif Hikmet Onat, Gürses Gazetesinde yazısında son olarak “ Bu mert ve kahraman vatansever adam şimdi Karadeniz’in sert ve coşkun dalgalarının yaladığı Keçiköy’deki mezarlığın hâkim bir noktasında huzur içinde yatıyor.”

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar