VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR18.1088
EURO18.2134
ALTIN1016.8
Av. Cansın ÖZEL

Av. Cansın ÖZEL

Mail: [email protected]

reader

ÖLDÜRME EYLEMİ

Geçtiğimiz günlerde izlemeyi bilinçli olarak ertelediğim, sonunda ise dayanamayıp izlediğim oldukça çarpıcı bir belgesel olan, 2012 yapımı “Öldürme Eylemi (The Act of Killing)” belgeselinden bahsetmek istiyorum bu hafta.

Belgesel esas itibariyle, Endonezya’da 1960’lı yıllarda vuku bulan toplu katliamların faillerinin anlatım ve canlandırmalarından oluşuyor. Bu noktada, belgesel ekibinin filmi çekmeden önce katliamın mağdurları ile konuşmayı amaçladıkları, ne var ki, mağdurların konuşmaya cesaret edememeleri üzerine ilgilerini katliamı gerçekleştiren çete üyelerine yönelttiklerini ifade etmekte fayda var. Öyle ki, ülkelerinde entelektüel, aydın, muhalif, komünist ve Çinli olduklarından şüphelendikleri yaklaşık 500.000 insanın nasıl katledildiği bizzat katliamın failleri tarafından yalnızca aktarılmakla kalmayıp; adeta yeniden canlandırılıyor. Diğer yandan, katliamın failleri, bizim de ülkemizin yakın tarihinde çok kere tecrübe ettiği gibi doğrudan devlet yetkililerinden değil, onların maşa olarak kullandığı çete üyelerinden oluşuyor. Bu çetenin öncelikli motivasyonu ise komünizmin yükselişine engel olmak. Oysa ki, belgeseldeki beyanlarına bakılırsa, çete üyelerinin özellikle işlettikleri sinema salonlarında Amerikan filmlerinin oynatılmaması gerektiğini ileri süren muhaliflerin iş yapmalarına engel olma korkuları hasebiyle radikal bir örgüte dönüşmeye başladıkları vurgulanıyor. Diğer yandan, katliamları gerçekleştirirken edindikleri sözde güç, statü ve saygı nedeniyle eylemlerini bugün bile gururla, övünerek aktardıkları anlaşılıyor.

Dünya üzerinde nice savaşlar, katliamlar yaşandı, yaşanıyor, korkarım ki yaşanmaya devam edecek. Ne var ki, belgeselin en dikkat çekici yanı, Endonezya’da yaşanan toplu kıyımın faillerinin insanlığa karşı suçlar işlemeyi (eylemlerini meşru kılma amacım asla ve kati surette olmamakla beraber) görev duygusuyla değil; adeta, zevk alarak, dans ederek, övünerek aktarmaları olarak karşımıza çıkıyor.

Beni çok etkileyen bir başka sahne ise, çete mensuplarının alıkoydukları muhalif ve aydınları nasıl işkence ederek sorguladıklarını canlandırdıkları bir sahnede, ezan sesi duymaları ile birlikte canlandırmalarına ara vermeleriydi. Yine, bir başka sahnede bir kadından aşağılayıcı bir şekilde bahseden ve oldukça bel altı bir muhabbet döndüren çete üyelerinin, hemen hemen bir dakika sonra ellerini açarak dua etmeleri de enteresan bir tezat oluşturuyordu. Öyle ki,  günümüzde Müslüman olmalarıyla övünen ülkelerin istismar, tecavüz, katliamların en yaygın olduğu ülkeler olması hasebiyle içinde bulundukları ikiyüzlülüğü bir kez daha hatırlatıyordu.

Bu belgesel, insanın daha ne kadar kötüleşebileceği ile ilgili tüm algı ve kalıplarınızı yıkıyor. Belgesel süresince işledikleri suçları canlandırarak aktaran faillerin belgesel sonuna doğru hissettikleri duygularda herhangi bir değişimin olup olmadığı hususuna ise burada değinmeyeceğim. Bunu keşfetmek de sizlere kalsın. Ancak, tüm faillerin şuan ülkelerinde oldukça zengin ve güçlü bir konumda bulunduğunu, hiçbir surette yargılanıp cezalandırılmadıklarını, hatta ülkenin ileri gelen siyasileri ile aynı masada yemek yediklerini söylemem gerekiyor.

Bu çarpıcı, rahatsız edici ama aynı zamanda insanı ve psikolojisini merak eden herkesi içine alacak belgeseli şiddetle tavsiye ediyorum.

Bu belgeseli izlerken aklımda sürekli dönen cümle ise Amin Maalouf’a ait:

“İnsanlar bir dinleri olduğu için, ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar.”

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar