Ordu
DOLAR13.7186
EURO15.5393
ALTIN786.53
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

ORDU MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ BAŞKANI; HAZNEDARZADE CÜCE MUSTAFA BEY

Hep söyleriz ya…  “Bu vatan öyle kolay kurtarılmadı” diye… Türk halkı da yediden yetmişe, erkeği-kadını büyük bir kavgaya omuz vermişti, gönül vermişti. Yurdumuzun başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve diğer yörelerimizin işgal edilirken, İstanbul hükümetinin sessiz ve tepkisiz kalması üzerine halkın sesini duyurmak amacıyla yine halk arasından çıkan yurtseverler tarafından birçok cemiyetler de kurulmuştu.

Anadolu’nun her köşesinde, halkın milli şuurunun harekete geçmesiyle gerçekleşen bu teşkilatlanma ve haksız işgaller karşısında yer yer başlatılan silahlı mücadele, kurtuluş savaşının temelini oluşturan çok önemli ilk adımlardı. Ayrıca Türk Milleti, üzerinde yaşadığı toprağın sahibi olduğunu, kendi iradesi dışında gelişecek bir siyasi çözümü kabullenmeyeceğini ve kimsenin kendi adına bu topraklar üzerine pazarlıklara kalkışamayacağını göstermeye çalışıyordu. Ama bunu anlatmak ne yazık ki, uzun süren bir silahlı mücadeleyle mümkün olmuştu. Amacına ulaşabilmek için Türk Milleti, bütün imkânsızlıklara, yorgunluğa ve yoksulluğa rağmen, vatanı ve istiklali için her şeyi göze alarak mücadeleye girişmişti.

Kurulan bu cemiyetler Sivas Kongresinde alınan bir kararla “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla bir araya toplanmıştı. Bu amaçla önce Trabzon vilayet merkezinde daha sonra oraya bağlı olarak Ordu, Giresun’da “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” şubeleri kurulmuş, başkanlığını da bir müddet Haznedarzade Mustafa Bey yapmıştı. Boyunun kısalığından dolayı “Cüce” lakabıyla anılan Hazinedarzade Mustafa Bey, Ordu’nun iz bırakmış şahsiyetlerindendir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Trabzon Vilayetinde Hazinedar ailesinin üç mensubu Valilik yapmış, Şairler, Paşalar, bürokratlar yetiştirmiş çok ünlü ve geniş bir sülaledir. Hazinedarzade Mustafa Bey de, Milli Mücadele yıllarında, Ordu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştı ve bir süre başkanlığını da yapmıştı. Cumhuriyet Halk Fırkası kurulduktan sonra da bu fırkanın Ordu’daki en etkin isimlerindendi. Hazinedarzade Mustafa Bey, Ordu halkının sevgisini, muhabbet ve hürmetini kazanmıştı.

Bugün sizlere Kurtuluş savaşı sonrasında da “Cumhuriyet Halk Fırkası” olan o zor dönemleri  bir parça hatırlatmak istiyorum. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın “Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı kaygı vericidir... "Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığı kurtaracaktır"  sözlerinin bir örneği olarak Haznedarzade Mustafa Bey ve arkadaşları Ordu’nun içinde sivil toplum örgütü olarak örgütlenmişlerdi. Ülkenin bağımsızlığı için yurdumuzun birçok yerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden birisi de o dönemde bir kasaba merkezi olan Ordu’da kurulmuştu. Ordu’da 1920 yılında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin başkanlığını bir dönem Haznedarzade Mustafa Bey de yapmış ve kuruluşu da Büyük Millet Meclisi başkanlığına telgrafla da bildirilmişti.

Ordu Müdafaa-i Hukuk '' Cemiyeti, askeriyeye yapılan yardımlar ve milli mücadele heyecanın yaşatılmasıyla ilgili birçok faaliyetlere öncülük etmişti. Milli Mücadele yıllarında, Trabzon'da birçok miting düzen­lenerek ilk miting 20 Ocak 1920 günü Meydan'da yapıldı. Ordu Kazasında bütün bucak halkının katılmasıyla açık hava toplantıları yapılıyor, halkın zafer ve işgaller karşısında heyecanı dile getiriliyor, tiyatrolar düzenleniyor, gazete ve dergiler basılıp el altında dağıtılıyordu. Toplantılara katılanlara Ordulu hatipler kürsüye çıkıp “Kanımızın son damlasına kadar mukaddes cihada devam, şanlı ordumuzun kıymettar ve sevimli başkumandanımızla diğer muhterem ve fedakâr kumandanlarımıza ve kahraman asker evlatlarımıza selamlar, ihtiramlar ” diye övgüler düzenleniyordu. 1921 yılında kazanılan İnönü ile Sakarya Zaferi, İzmir'in işgalinin yıldönümü ve Büyük Taarruz vesilesiyle Müdafaa-i  Hukuk Cemiyeti öncülüğünde sevinç gösterileri, fener alayı ve törenler yapılmıştı.

Bazen düzenlenen mitingler sonunda, Ordu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak, yurdun haksız işgalinden dolayı, İtilaf Devletleri temsilcilerine protesto, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne de destek telgrafları çekmişlerdi.  Haznedarzade Mustafa Bey, 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca Osmanlı arşiv kayıtlarında da belirtilen ata lakabı “Haznedarzade Mustafa Bey” olan lakabından esinlenerek “Haznedar” soyadını almış bulunmaktadır.  Bir süre Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ordu’da temsilciliğini yapmış, halk arasında da “Fırka Reisi Cüce Mustafa Bey” olarak da tanınmaktaydı.

Vatanın saadeti ve selameti uğrunda yorulmadan, dinlenmeden çalışmış, otuz sene mahkeme azalıklarında çalışmıştı. Milli Mücadelenin devamı boyunca, Mustafa bey, Karadeniz bölgesinin Ermeni ve Rumlara karşı savunulmasında en etkili örgüt olan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’ne gönülden destek verdi ve Ordu’da Şube başkanlığını da yaparken, Halk Fırkası’nın ve birçok hayır cemiyetin başında, İl Genel Meclisinde aza olarak bulunmuştu. 1919 yıllarında Barutçuoğlu Ahmet Bey’in başkanlığında Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, Karadeniz’in eskiden beri Osmanlı Devleti’ne bağlı olduğunu ve bundan sonra da ulusal hakların korunacağını savunmaktaydı.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, Bölgenin sosyal, kültürel ve coğrafi bakımlardan Türk olduğunu kanıtlamak için sürekli raporlar yayınlamakta ve birçok gazeteler çıkarmaktaydı. Ordu’da ise kentin ilk siyasi gazetesi Garipoğlu İsmail Hakkı Bey tarafından “Güneş” adıyla yayınlanmaya başlamıştı. İlköğretim müfettişi olan İsmail Hakkı (Garipoğlu) Bey’in 15 Kasım 1919 ‘da çıkarmaya başladığı Güneş, aynı zamanda Ordu’nun ilk gazetesi idi. Güneş, Milli Mücadelenin en ateşli taraftarı olan yerel gazetelerdendi. 20 Ocak 1920 tarihine kadar Ordu’da basılacağı matbaa olmadığından Giresun’da basılmıştı. İsmail Hakkı Bey, Güneş’iyle mücadele ettiği Pontusçulardan ve yerel bazı ekâbirden az çekmemişti. Bazen de bunlarla mahkemelik oluyordu.

 “Trabzon Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti”nin Birinci Kongresi’nde aldığı kararlar doğrultusunda teşkilatlanma çalışmalarına hız verildi. Trabzon’a bağlı Giresun ve Ordu gibi kaza merkezlerinde de şube açmak amaçlı çalışmalara başladılar. Nisan 1919 tarihinde Ordu şehrinde ilk şube Süleyman Felek öncülüğünde kuruldu. Bu şubenin heyetinde: Belediye Başkanı Furtunzede Yusuf Sırrı Bey, Felekzade Süleyman Ağa, Katırcızade Mustafa Ağa, Hazinedarzade Mustafa bey, Çürüksulu Ziya bey ve Bahriye subaylığından ayrılma Şevket Akyazı bey, Halis Öge bey, Hacı Harun oğlu Hamdi bey, Tevfik Felek,Mahmut Ali Çol, Furtunzade Hamdi bey,  bulunuyordu.

Ordu Şube Başkanlığını daha sonra, Hazinedarzade Cüce Mustafa bey yürüttü. Cemiyetin Ordu’da örgütlenip kuvvetlenmesinde, Hacı Alizade İsmail bey ile Müftü Yusuf Ziyaeddin beyin de çok emekleri vardı. Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti yönetimi Ordu’da hızla faaliyetlere başlamasından rahatsız olanlar durumu İstanbul’a bildirince, Şube yönetiminin toptan tutuklanması emri gelmişti. Dönemin Polis Müdürü, Hazinedarzade Mustafa beyinde içinde bulunduğu Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Ordu Şubesi idarecilerine “Siz, birkaç günlüğüne köylere çekilin, bende bulunamadılar, diye yazayım.” Diyerek cemiyetten yana tutum almıştı.

Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti 23 Şubat 1919’da genel kurulunu yaparak bazı ilkeler belirlemiş, İzmir’in işgali üzerine de geniş bir örgütlenmenin gerekli olduğuna karar verip Vilayeti Şarkiye-i Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin çağrısı üzerine Doğu illerinden gelecek delegelerle toplanacak olan Erzurum Kongresine ve Kongre öncesindeki hazırlık çalışmalarına katılmaya karar vermişti. Böylece Hazinedarzade Mustafa beyinde içinde bulunan bu örgüt ulusal birliğin oluşmasında katkısı büyük olmuştu.

Mondros Mütarekesi sonrasında Yunan askerlerinin 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmeleri sonucu, Türk Milleti yıllardır sürdürdüğü mücadelelerin bir yenisine daha başlamak zorunda kalmıştı. O tarihlerde, Ordu’nun en büyük problemi Rum çetelerin yaptıkları katliamları önlemek, çetelerin şehre girmelerine mani olmaktı. Rum çeteleri genellikle Giresun ve Ordu’nun yaylalarında geziyorlar, soygunlar yaptıktan sonra, obaları basarak Müslümanları öldürüyorlardı. 1919 yılı yazında çok sayıda Ordulu, güvenlik gerekçesiyle yaylalara çıkamadılar. Ortam gittikçe geriliyor, tansiyon yükseliyordu.

1919 Mart ayında İngilizler Samsun’a donanmayla gelip asker çıkartınca, işgalin genişleyeceği endişesiyle Ordulu bir kısım Türkler köylere çekilmeye başlamışlardı. Ordu’da Rumlar sevinç gösterilerine başlamış,  7 Nisan 1919 da Yunanistan’ın kuruluş bahanesiyle gösterişli dini ayinler yapılmış ve Rum binalarına Yunan bayrakları asılmış, Pontus adlı bir gazeteyi tüm bölgeye dağıtmaya başlamışlardı. 1919 yılının bahar aylarında 1350 Rum, Rusya’dan Ordu’ya gelerek yerleşmek istemiş, bunlardan Osmanlı yurttaşlığını kabul edenlere vatandaşlık verilmişti.  8 Mayıs 1919 günü Ordulu Rumlarında katıldığı Giresun’da büyük bir miting yapmışlar, Pontus Rum Devleti kurulmasını talep etmişlerdi. Rum Albay Zimrakakis, Eiffel adlı bir Rum torpidosuyla bölgeye gelerek, Pontus Jandarma örgütünü kurma çalışmalarına başlamıştı. Rum okullarında her gün Yunan ve Pontus bayrakları dalgalanmaya başlamıştı. 

Yunan savaş gemileri Karadeniz’de Haziran 1919 tarihinden itibaren denizde kontrollere başlamış, şüphelendiği motor ve tekneleri mermi ve mayınlarla batırmaya başlamışlardı. 1919 Ekim ayında Rumlar, Ordu’yu da içine alan Batum merkezli oldukça geniş bir Pontus Cumhuriyeti kurduklarını ilan etmişlerdi. Bunlar, Ordulu Türkler arasında büyük tepkilere yol açmıştı. Bu tüm olan olaylar, Türk milletinin ruhunda artık dayanılmaz fırtınalar koparmıştı. Anadolu’nun her yanında dalga dalga mücadele ateşi yanmaya başlamıştı.

Ordu’da Milli Mücadele ateşinin yandığı yerlerden bir tanesiydi. Hadiselerin hemen sonrasında Ordulular ilk iş olarak Belediye Başkanlığında bir toplantı yapmışlardı. Toplantıya başkan Yusuf Bey (Furtun) o günlerde İstanbul’a gitmiş olduğundan yerine vekâlet eden Hacı İzzet Bey başkanlık yapmıştı. Toplantı sonunda Hazinedarzade Mustafa Bey ve diğer arkadaşları topluca İstanbul’daki idarecilere bir telgraf çekmişlerdi.  Telgrafta;“…İzmir Vilayetinin herhangi bir toprağına dikilecek Yunan bandırası Müslümanların kalplerine saplanmış bir hançer demektir. Bunu biz Türkler ve Müslümanlar bütün varlığımızla ve büyük bir şiddetle ret ediyoruz. Ve bu uğurda kanımızı ve canımızı feda edeceğimizi arz eyleriz. (Ordu Kazası bütün Türk ve Müslüman ahalisi adına Belediye Reisi Hacı İzzet) deniliyor ve böylece Ordulular Milli Mücadele saflarında yerlerini alıyorlardı.

18 Nisan 1919'da Erzurum’daki kolordu Komutanlığına tayin edilmiş olan Kazım Karabekir Paşa, Gülcemal vapuru ile Samsun’a oradan da Ordu’ya gelmişti. Karaya çıkan Kazım Paşa, kendisini karşılayan Ordu Belediye Reisi Furtunzade Yusuf Bey ve Hazinedarzade Mustafa beyinde içinde bulunduğu Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Ordu Şubesi idarecilerinden bilgi aldı.

Topal Osman Ağa, henüz Rum ve Ermeni çetelerine karşı teşkilatını kuramamış olduğundan, meydan tamamen Pontos hayali taşıyan bu çetelere kalmıştı. Kazım Karabekir Paşa’ya, bütün bu endişeler etraflıca anlatıldı. Kazım Paşanın moral verici sözleri cemiyet üyelerinin çalışma azimlerini bir kat daha artırdı. Kazım Karabekir Paşa’nın söz ve bestesini yaptığı marşı çalan bando eşliğinde şehir dolaşılmış ve halka kuvvet ve enerji verilmişti.

Ordulular, en değerli varlıkları olan evlatlarını Kurtuluşun Cephelerine Türk’ün bağımsızlığına bedel olarak göndermişlerdi. Gidenlerin birçoğu ise düştükleri yerlerde vatan harcı olmuşlardı. Hiçbir zaman ayrıştırılamayacak şekilde toprağı yoğurmuşlardı. Hazinedarzade Mustafa Bey ve arkadaşları, cephe gerisinde Ordulu asker ailelerine maddi ve manevi her türlü desteği vermek için, önemli roller üstlendiler. Muhafaza-i Hukuki Milliye Cemiyetini güçlendirerek ve büyüterek, Orduluları büyük mücadeleye hazırladılar.

Ordu’da sahipsiz kalan yaşlılar, yetim ve öksüz çocuklar ile kadınlar arasında hastalık ve yokluk had safhaya çıkmıştı. Sokaklarda zayıf, bitkin ve hastalıklı insan iniltileri ile doluydu. İstanbullu tüccarlar, denizden fındık sevkiyatını güvenli görmeyince fındık da ortada kalmıştı. Ordu köylüsü, fındık tüccarlarının kapısında uzun kuyruklar oluşturarak fındığını zararına satmaya çabalıyordu. Hilaliahmer Cemiyeti (Kızılay) vasıtasıyla, Ordu’da gelen zahire, eşya yardımları yurttaşlara dağıtılıyordu.

1920 yılında Milis Komutanı Topal Osman Ağanın kuvvetleri,  denizden motorlarla, Ordu açıklarına kadar gelerek Ordu’da yaşayan Rumlara gözdağı vermek istemişti.  Ordulu Muhafaza-i Hukuki Milliye Cemiyetinin yönetimi TBMM’ye bir telgraf çekerek Topal Osman Ağanın Ordu’ya şehre gelmesini istemediklerini ve buna kesinlikle izin vermeyeceklerini bildirmişlerdi. Topal Osman fobisinin gerçekleşmesine Çürüksulu Ziya Bey, Ahmet Cemal Mağden ve Cüce Mustafa bey ile Muhafaza-i Hukuki Milliye Cemiyetinin yönetimi, engel olduğu, söylenmişti. Çürüksulu Ziya Bey emrindeki askeri tabur ile bu operasyona karşı çıkarak Topal Osman Ağaya “Bizim Rumlarla bir sorunumuz yok, şehrimizi karıştırma. Onlara karşı bir harekete geçersen, karşısında beni bulursun. “demişti.

Ordu’da Nahiye Müdürlükleri yapan Fevzi Güvemli yayınlanan anılarında Haznedarzade Cüce Mustafa Beyden de şöyle bahsetmektedir. “… Dönemin tipik insanlarından Hazinedarzade Mustafa Bey'den söz etmemek eksiklik olur. Topal Osman fobisinin gerçekleşmesine bu zatın da engel olduğu iddia edilebilir. Cüce Mustafa Bey, Ordu, Bolaman, Ünye'de kolları olan Hazinedar ailesindendir. Özelliği şurada; bir metreyi zor bulan boyuna rağmen nüfuzlu ve saygı gören bir adamdı. En nazik zamanlarda Ordu'nun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığı'nı yapmış olması, bunun en kesin kanıtıdır.

Benim tanıdığım zamanlarda saçları ağarmıştı. Mavi gözlü, kırmızı yüzlüydü. Onurunu koruyan davranışlarım hiç bırakmazdı. Çok kısa mesafeleri küçücük bastonuna yaslanarak paytak paytak yürür, yol daha uzaksa ya bir ata ya da birinin sırtına binerdi. Mustafa Bey'in Sürmeneli Mikdat adında bir adamı vardı. İri yarı bir adamdı ve halk şairi olarak tanınmıştı. Mustafa Bey'i kolayca omuzlayıp götürüyordu istenilen yere. Cüce Mustafa Bey, onu içki sofralarında da yanından ayırmazdı. Kemençesi, türküleri hoşa giderdi. Mikdat herkesin haline uygun maniler söylemekte ustaydı…”

Cüce Mustafa Bey, 1957 yılında  82 yaşında iken vefat etmiş ve Ordu’nun Turnasuyu mahallesindeki aile mezarlığında toprağa verilmiştir. Ülkemizin zor koşullarında Ordu’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurarak ve her türlü desteği veren Cemiyet Başkanı Haznedarzade Mustafa Bey ve arkadaşlarını şükranla anıyorum. Kurtuluş savaşında bölgede Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulmasına öncülük eden ve bu cemiyetin başkanlığını her türlü tehlikelere rağmen göğüsleyen Haznedarzade Mustafa Bey ve o dönemi genç kuşaklara tanıtmayı bir vatandaş olarak görev addetmiş bulunmaktayım. Bu kurtuluş yolunda özverili çabasından dolayı Ordu’da yaşayan o dönemdeki örnek şahsiyetlere ülke ve bölge olarak vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum. Umarım İlimizin yöneticileri de gösterilmesi gereken kadirşinaslığı gösterir ve bu büyüklerimizin adını yaşatacak bazı çalışmalar yaparlar diye düşünüyorum.

Mustafa Bey, geniş bir toprak yapısına sahip ailelerden olan Hazinedarlardan intikal eden emlak ve arazileri zamanla kaybetmişti. Düz mahallede o meşhur millet düzünün yanındaki Hazinedarların simgesi olan konakta oturuyordu. Gerçek bir halkçı olan Mustafa Bey, o zor savaş yıllarında garip ve gurebaya hep sahip çıkmıştı.

Gülşen hanımla evli olan Hazinedar oğlu Mustafa Bey,1929 yılında öldüğünde, Fatma adlı bir kızı ve İhsan, İbrahim, Ali Ekrem ve Ahmet adlı dört oğlu vardı. Kendi ailesine ayırdığı kısıtlı iaşesinden, Rum veya Türk ayırmadan muhtaçlara hep dağıttığı bilinirdi. Son yıllarında sağlığı da oldukça bozulmuştu. Buna rağmen yine sosyal olayların içinde, düğünde, bayramda siyasi faaliyetlerde bulunmaya gayret ederdi. En büyük zevki meydanda bulunan kahvehanelerde tavla ve bezik oynamaktı. O yüzden halkın gönlünde, Cüce Mustafa Bey, hep büyümüştü.

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar