Ordu
DOLAR9.516
EURO11.0919
ALTIN546.38
Yalçın Şimşek

Yalçın Şimşek

Mail: [email protected]

“Ruhlarla dans”

“Çin’de ortaya çıktığında herkes gibi ben de pek önemsememiştim Koronavirüsü. Ta ki sınırları aşıp dünyanın tepesine kara bir bulut gibi çökene ve bir ölüm makinesine dönüşene dek.

Oysa virüs Türkiye sınırlarını da aşacak, hızla yayılacak ve can almaya başlayacaktı. İşte o zaman herkes gibi benim için de başlamıştı kaygı dolu günler. Artık çok iyi biliyordum; dışarıya çıkma özgürlüğüm olsa bile, eve kapanıp kendimi korumaya alacağımı. Sadece ben mi, herkes endişeliydi artık... Daha yeni açmış bahar çiçeklerinin kokusunu içimize çekemeden, hep birlikte korkudan kapanıvermiştik evlerimize.

Sokaklara çıkıp, özgürce koşamayacaktık parklarda... Nisan yağmurlarıyla buluşamayacaktı bedenlerimiz... Ilık mayıs güneşine doyasıya yaslayamayacaktık sırtımızı... Sıkışmışlığın yüzümüze yansıyan o sert ifadesiyle, volta atıp duracaktık hapsolduğumuz evlerimizin duvarları arasında...

Salgının esiriydik artık. Naklen yayınlanıyordu günlük bilanço; nerede kaç vaka görüldü, nerede kaç kişi öldü. Ne acıydı her akşam dünyanın dört bir yanında binlerce insanın yaşama veda ettiğini duymak... Nicelik, niteliğin önüne geçmiş, bir istatistiğe dönüşmüştü ölüm. Salgının rakamlarını konuşuyordu herkes. Rahatsızlanan, ya da rahatsızlığı tetiklenen ruhlarıyla ilgili değildi hiç kimse.

Oysa önce ruhlar yaralanırdı salgın dönemlerinde. Virüs, günler ya da haftalar sonra bedenleri sarsarken, tek bir sözcük, tek bir cümle bile büyük yaralar açardı kimi ruhlarda. Can kaybı yüzbinlere ulaştığında, yaralı ruhların sayısı yüz milyonları çoktan aşmıştı bile.

Carl Gustav Jung’un arketipleri gibi atalarımızdan kalan bir mirastı bu; bedeni yüceltip, ruhu es geçiyorduk nedense. Bedenimizin içi de önemliydi dışı da. Bu yüzdendi en ufak yaralarımızı anında sarmamız, en küçük semptomlarda doktorlara koşmamız. Bizi ayakta tutan tek şeyin beden olduğunu sanmıştık ne de olsa.

Bu yüzdendi aldığımız tüm önlemlerin bedenimizi korumaya yönelik olması. Dudaklarımızdan dökülen kelimelerin çoğu ruh halimizi yansıtıyordu oysa. Âdeta kaygı, korku, endişe, panik, telaş ve öfke sarmalında sarsılıp duruyordu ruhlarımız.

Tüm insanlar gibi benim de ilk deneyimimdi pandemi kaynaklı ilk korku ve ilk kaygı. Peki ya geçmiş? Ya yüz milyondan fazla can alan veba salgınları? Ya çoğu daha yaşamının baharında 75 milyon insanı kırıp geçiren İspanyol Gribi? Büyük bir merakla bu iki salgını araştırmaya başlayınca karar verdim bu kitabı yazmaya.

Elinizdeki bu kitap, Türkiye’de salgının başkenti sayılan İstanbul’da yaşayan on insanın, karantina günlerindeki korku, şiddet, kaygı, sevgi ve mutluluk gibi duygularına odaklanıyor. Salgının gürültüsünden ruhlarının sesi pek duyulmasa da, hayatları bir karabasana dönenler de onlardı, kara bulutları dağıtmayı başarıp kendi güneşine kavuşanlar da.”

Bu yazıyı, bir yıl önce yazmaya başladığım ve birkaç gün önce bitirdiğim, “KORONA GÜNLERİNDE RUHLARLA DANS” adlı kitabımın önsözünden aktardım size. İmza günlerinde buluşmak dileğiyle...

 

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar