Ordu
DOLAR9.543
EURO11.1037
ALTIN549.53
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

SALGIN HASTALIKLARA KARŞI RADİKAL VE CİDDİ ÖNLEMLER ALINIYORDU… 

Bu salgın dönemlerinde bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önüne geçilmesi için tahaffuzhaneler dışında yine başka tedbirler de alınmıştı.  Hastalığın salgın sürecini kontrol etmek için bir diğer önlem kordon uygulamasıydı. Bu uygulamaya göre hastalıklı olarak görülen mahallin dışarı ile bağlantısı kesilmekteydi. Bir idarî birim dâhilinde kolera vakası tespit edildiğinde hastalık mahalli ve ilgili idarî birimin sınırları güvenlik kuvvetleri tarafından kordon altına alınırdı. Kordon dâhilindeki ahalinin bazı tedbirler alınıncaya kadar diğer yerleşim yerlerine gidiş-gelişleri yasaklanmaktaydı.  

Salgın dönemlerinde hastalığı yayılmasını engelleyecek diğer bir uygulama da karantinaydı.  Salgının şiddetine göre değişen zamanlarda karantina uygulanmaktaydı. Bulaşık olarak nitelendirilen hastalıklı mahallerden gelen yolcular ve ticarî malları Sıhhiye Nezareti’nin bildireceği süre zarfında karantina altına alınırdı.  Mürûr tezkiresi ve pratika da yolcuların karantina veya kordonlara takılmadan hareket edebilmesini sağlıyordu. Kolera vb. hastalık alanı bir liman şehri ise civar yerleşmelerin ticarî faaliyetlerine zarar vermemek için söz konusu hastalığın tespit edildiği liman deniz ve karadan kordon altına alınmakta ve bu limandan hareket eden gemilerin ve ticarî malların tahaffuzhanelerde karantina altına alınmaksızın diğer limanlara girişi çıkışı yasaklanmaktaydı.  

Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına gelenler 10 gün karantinaya tabi tutulmaya başladığı gibi, Rusya’nın tüm Karadeniz sahillerinden çıkan gemiler için de tıbbi muayene uygulamasına geçilmişti. Osmanlı idaresinin bu esnada, Rus topraklarıyla karşılıklı geliş gidişlerin engellenmesi işinde kullanılan askerî gözetleme kayıklarının ihtarlarına uymayan ve akabinde bu görevli muhafaza müfrezelerinin üzerine ateş açanlara mislince karşılık verilmesine karar vermesi, dikkat çekici bir gelişmeydi. Ancak hemen sonra, bu uygulamanın Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş çıkmasına sebep olabileceği düşünülerek, iki devletin karşılıklı müzakerelerle bu tip olaylarda ortak bir politika gütmelerine karar verildi.

Yine bununla alakalı olarak, sınırın Osmanlı tarafında tesis edilen Hopa ve Polathane Tahaffuzhanelerinde, ileride izdiham olabileceği hesaba katılmıştı. Rusya ile bu durumun görüşülüp buna göre o taraftan yoğun bir şekilde yolcu gönderilmemesi istenildi.   1892 tarihinden itibaren, Türk ve Rus sahillerinden geleceklerin, Sinop Tahaffuzhanesi’ne sevkine başlandı. Sinop Tahaffuzhanesinin açılısıyla hem hastalığın Karadeniz sahillerinden İstanbul’a sirayeti ihtimali azalmış, hem de Polathane ve Hopa Tahaffuzhanelerinin yükü hafiflemiştir.

1893-1894 İstanbul şehrinin etrafında kara bir bela gibi gezen koleranın, uzun bir müddet Osmanlı başkentine yaklaşmasına karantinalar imkân vermemiştir. 1893’ün ilk günlerinden itibaren, tüm Karadeniz’de koleranın hafifleyip yer yer sönmesiyle birlikte, Sinop’un da işi hafiflemiştir. Fakat Karadeniz’in kuzeyindeki sahillerde görülen kolera vakaları sebebiyle bu tahaffuzhane, zaman zaman takviye edilerek, İstanbul salgınına kadar ve bunun sonrasında hizmet vermeye devam etmiştir.  

CUMHURİYETİN İLK YILLARINDAN İTİBAREN VERİLEN TOPLUM SAĞLIĞI HİZMETLERİ…

23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da TBMM'nin kurulması ile sağlık hizmetlerinin modern bir devlet görevi olarak ele alınmasının da temeli atılmıştı. TBMM Hükümeti kurulduğunda bir taraftan da Türk Milleti kurtuluş savaşını yapıyordu. Bağımsız ve milli egemenlik esasına göre yeni bir milli devlet kurulurken savaş yılları olması nedeniyle eldeki kıt kaynaklar en etkili ve ekonomik olarak kullanılmaya çalışılıyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Sağlık ve Sosyal alanındaki amacının, milletin sağlığını koruma ve güçlendirme, ölümlerin azaltılması, nüfusun artırılması, sosyal problemlerin ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi olduğunu konuşmalarında sıkça belirtmişti.

Bu dönemde; Türk toplumunun yüksek düzeyde bir yaşantı içinde bulunması önemsenmiş; memleketin tüm sağlık ve sosyal yardım işlerini yürütmek görevi ve yetkisi Milli Mücadelenin başlangıcında Ankara'da kurulan ilk Milli Hükümet bünyesinde; TBMM kurulmasından dokuz gün sonra 2 Mayıs 1920 tarih ve 3 Sayılı Kanun'la kurulan Sıhhiye ve Muavennet-i İçtimaiye Vekaleti'ne (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) adı verilmiştir.3.5.1920 tarihinde Dr. Adnan Bey (Adıvar) İlk Sağlık Bakanı olarak seçilmiştir.

Kurtuluş savaşı esnasında Bakanlığın çalışma alanı; sağlık problemleri yanında sosyal yardım hizmetlerini de kapsıyordu. Yapılacak işler bir programa konmaya ve bu program doğrultusunda yürütülmeye çalışılmıştır. Bunun yanında meclisteki hekim mebusların çoğu yaralı askerleri tedaviye koşuyorlardı.
Kurtuluş savaşı içinde yurdumuzda sıtma, frengi, çiçek ve trahom gibi hastalıklar bulaşıcı ve salgın halinde idi. Tifo, tifüs ve kuduz olaylarına da sıkça rastlanıyordu. Tüberküloz da yaygındı. Düzenli tıbbi istatistikler tutulamamasına rağmen bazı bilgiler de elde edilmiştir. Sözgelimi, kurtuluş savaşında askerler arasında sıtmalı oranı %40, halk arasında %50 veya daha fazla idi.

Sıtmaya karşı hastalara tedavi edici, sağlamlara koruyucu ilaç dağıtıldı. Sivrisineklerin ürediği bataklıklar kurutulmaya başlandı. Çiçek hastalığından halkı korumak için Sivas'taki kurumda çiçek aşısı yanında kolera, tifo ve kuduz aşıları da üretiliyordu. Kurtuluş savaşı başlarında İtalya'dan satın alınan çiçek aşıları, işgal altındaki Antalya'dan, kuduz aşısı ise İngiliz işgal güçlerinin kontrolünden kaçırılarak İstanbul'dan Ankara'ya getirilmeye çalışılmıştı.

1922-23 ders yılında ilk defa bayanlar tıp fakültesine öğrenci olarak girdiler. Salgın hastalıklarla savaşta 1922 yılında 337 hekim ve 434 sıhhiye memurunun göreve almıştır. Aşı konusunda Hıfzısıhha kuruluşu çalışmalarını başarıyla sürdürmüştü. Karantina idaresi milletlerarası bir kuruluş olmaktan çıkarılıp, doğrudan Sıhhiye Vekâlet’ine bağlanmıştı. 1922 yılında 20.000'den çok hastanın hastanelerde tedavi edilmiş ve laboratuvarlarda 30.000 tetkik yapılmıştı.

Cumhuriyet döneminin ilk Sağlık Bakanı olarak 30.10.1923 tarihinde göreve başlayan Dr. Refik Saydam'dı. 1923'e kadar zamanın şartları içerisinde yürütülen Sağlık Bakanlığı çalışmaları, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren hızla ilerlemeye yönelmiş ve yeni bir statü ve güçle hizmet alanı, merkez ve taşra teşkilatı gelişmeye başlamıştı.

Uzun yıllardır bakımsız kalmış bir ülkede yaşayan kişilerin birikmiş ve felaket halini almış toplumsal sağlık problemlerini önleme ve bir düzenin temelini oluşturma yolunda TBMM döneminde önemli görevler yerine getirilmiştir. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin çözmek zorunda olduğu en önemli problem, milli felaket denilen sıtma pek çok çocuk ve yetişkin insanın ölümüne neden olmaktaydı. Kalkınmayı başlatmak ve başarıya götürmek zorunda olan Atatürk cumhuriyetinin bu çabasındaki başarısı, öncelikle sağlıklı insan temeline dayanmaktadır.

Hâlbuki Türk halkı, uzun yıllardan beri bulaşıcı hastalıkların pençesinde her geçen gün sağlığını biraz daha yitirmiş, işiyle gücüyle uğraşamaz, üretemez duruma gelmişti. Sıtma, frengi, verem hastalıkları için gerekli ilaçları sağlamak mali yönden zor, yeterince gelişmiş bir teşkilatlanma içinde bu ilaçları halka ulaştırmak ve uygulamak başlı başına bir problemdi.

1923 yılında Türkiye'deki yataklı tedavi kuruluşlarının durumu şöyleydi;  950 yataklı tedavi, 3 devlet hastanesi, 635 yataklı 6 Belediye hastanesi, 2450 yataklı 45 özel idare hastanesi, 2402 yataklı 32 özel yabancı ve ekalliyet hastanesi olmak üzere toplam 6437 hasta yatağı 86 hastane vardı. Bir yatağa düşen nüfus 1920, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısı 5,1’dir.

1923 yılında Türkiye Cumhuriyetin kurulmasıyla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, 3 devlet hastanesinde 950 hasta yatağı ile üzerine almış olduğu sorumluluğu yürütmeye başlamıştı. Öbür yandan da Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, İl Özel idarecilerince her il merkezinde kurulmuş bulunan ve önceleri "Guraba", sonraları "Memleket" hastanesi denen kuruluşların sağlık şartları ve idarecilik yönünden düzeltilmesi için yol göstermişti. Sağlık Bakanlığı bütçesine koyduğu yardım ödeneklerinden mali durumları kötü olan memleket hastanelerine yardım etmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında önemli bir sorun olan verem hastalığı ile mücadele ilk olarak 1923'de Bakanlığın istek ve onayı ile İstanbul Özel İdaresi'nce Verem Savaş Dispanseri açılmıştı.
1923 yılında ülkemizde toplam 554 hekim vardı. Bir hekime 19.860 nüfus düşüyordu. 100.000 nüfusa hekim sayısı 5'ti.  Eczacı sayısı 60, bir eczacıya düşen nüfus 159.420, 100.000 nüfusa düşen sağlık teknisyen sayısı 5'idi.  Ebe sayısı 136, bir ebeye düşen nüfus 80.880, 100.000 nüfusa düşen ebe sayısı 1,2 dir. Hemşire sayısı ise 42'tü. Bir tıp fakültesi vardı. Uzman hekim ve diş hekimi yoktu. Ülke nüfusu ise 12,5 milyondu. 1923 yılından başlanarak toplum eğitimi çalışmalarında afiş, broşür, kitap ve dergiler basılarak dağıtımı yapılmaya başlanılmıştı.

1933 yılı Cumhuriyetin kuruluşunun 10 yıldönümüdür. Refik Saydam Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü'nde simple metodu ile kuduz aşısı üretimine başlanmıştı. İstanbul Emrazı Asabiye ve Akliye Hastanesi'nin yatak sayısı 1500'e çıkarılmıştı. Van'da ise Doğum ve Çocuk Bakımevi açılmıştı.  İl Özel idareleri ve Belediyelere ait muayene ve tedavi evlerinin sayısı 90'a yükselmişti.
Cumhuriyet'imizin onuncu yılında yurdumuzdaki doktor sayısı 1.211, sıhhat memuru 1.306, hemşire 257, ebe 402'dir. 1929-1933 yılları arasında yatılı tıp öğrenci yurdundan toplam 137, küçük sıhhat memuru okullarından toplam 139 ve Şişli Çocuk Hastanesi'ndeki yatılı ebe öğrenci yurdundan 77 kişi mezun olmuştur. Yurdumuzdaki, eczacı sayısı 121'dir. Bir doktora 12.710, hemşireye 59.891, sıhhat memuruna 11.786, ebeye 38.289 kişi düşmektedir.

Sağlık Bakanlığa bağlı hastane ve dispanser sayısı 339 olup, buralardaki toplam yatak sayısı 9.187'dir. Harcamaları Genel Bütçeye ait 9 doğumevi olup bunların toplam yatak sayısı 205'tir. Bunlar; Ankara, Konya, Malatya, Kars, Erzurum, Van, Balıkesir gibi illerimizde bulunmaktadırlar.

24 Mayıs 1933'te Hususi Hastaneler Kanunu çıkarılmıştır. 31 Mayıs 1933'te çıkarılan kanunla üniversite reformu yapılmış, İstanbul Darülfünunu kaldırılıp Maarif Vekâletince yeni bir üniversite kurulması sağlanmıştır. Bu reformdan sonra eczacılık ve diş hekimliği tıp fakültesi gibi bağımsız fakülte ve okul olmuşlardır. Aynı yıl Türk Hemşireler Derneği kurulmuştur.1934 yılında yabancı ülkelere aşı yardımı yapılmış, 1935'te Trabzon da bir dispanser açılmıştır. Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü'nde tetanos, difteri, gazlı kangren, şarbon, menengokok, dizanteri ve hemolitik serum üretimi, yapılmıştır. Çeşitli bakteriyolojik ve kimyasal analiz ve kontroller yapılmıştır. Farmakoloji şubesi kurulmuş, yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati ilaçların kontrolüne geçilmiştir.

1935'te doğum oranı binde 38,3, ölüm oranı binde 19,4 olmuştur. Bakanlığa bağlı toplam 43 kurum ve 5860 yatakta hizmet sunulmuştur. Bunlardan 13 devlet hastanesinde 3495 yatak, 9 doğumevinde 215 yatak, 1 göğüs hastalıkları hastanesinde 150 yatak, 3 ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde 1.600 yatak, 12 trahom hastanesinde 150 yatak ve 5 kuduz hastanesinde 250 yatak hizmet vermiştir. Türkiye çapında 176 kurum 13.038 yatak vardır. Bir yatağa düşen nüfus 1240 olmuştur. 107.977 yatak 722.169 ayaktan toplam 830.166 hasta tedavi edilmiştir. Laboratuvar ve röntgen muayene sayısı 95.789 olmuştur.

TÜRKİYE’DE SITMA, FRENGİ, ÇİÇEK, TİFO ve VEREM İLE SAVAŞ BAŞLATILIYORDU…

Sıtma hastalığı milli bir felaketti. Dalak ve kan muayeneleri bataklıkların kurtulması, sivrisinek yetiştiren çeltik sahalarının kontrol altına alınması ve ücretsiz kinin dağıtımı ile 1940 yılına kadar sürdürülen mücadelede sıtmalı oranı %50'lerden %11'e kadar düşürüldü. 1945'te 4707 sayılı olağanüstü "Sıtma Savaş Kanunu" ve Şubat 1946'da sıtma savaşını devamlı yürütmeyi öngören 4871 sayılı "Sıtma Savaş Kanunu" yürürlüğe girdi. Sıtma ile mücadelede 1946'da teknik DDT, 1949'da mazot ve petrol kullanılmaya başlanılmıştır.

1936'dan sonra verem hastalığından ölümler azalmaya başlamıştır. Verem Savaşı çalışmaları kapsamında 1940'ta 3 dispanserle 35.039 kişi muayene edilmiş, bunlardan 890 hasta tespit edilmiş 9828 radyolojik, 1539 laboratuvar tetkiki yapılmıştır. Bu sayı 1950'de 41 dispanser, 159.287 muayene edilen, 10447 hasta, 165598 radyolojik ve 18901 laboratuvar tetkikine ulaşılmıştır. Bakanlığın 1943-1947 yılları arasında yaptığı ölüm tespitlerinde veremden ölenler daima ilk üç sırada yer almış ve genel ölümlere oranı da ortalama %13,5 olarak tespit edilmiştir. 1944'te Samsun ve Denizli'de Verem Mücadele Derneği kurulmuştur. 1945'te Adana ve Eskişehir, 1946'da Rize ve İstanbul Fatih ve 1947'de Adapazarı'nda dispanserler açılmıştır. 1947 yılından itibaren Verem Savaşı Eğitim ve Propaganda haftaları düzenlenmiştir.

1947 yılında Biyolojik Kontrol Laboratuarı kurulmuş ve Enstitü bünyesinde bir aşı istasyonu hizmete açılmıştır. Ayrıca deri içi yolu ile uygulanan BCG-aşısı üretimine geçilmiştir. 1948'de ilk defa boğmaca aşısı üretimine geçilmiş ve viroloji ve virüs aşıları kurulmak ilk olarak inflüenza virüsü tipleri üzerinde araştırmalara başlanmış, bu arada tavuk vebası ve New-Castle virüsleri üzerinde çalışmalar yapılmıştır. 1950 yılına kadar aşı üretimi 18 çeşitle, serum üretimi 10, antijen ve allerjen üretimi 6, bakteriyolojik analiz ve kontrol 7, kimyasal analiz ve kontrolü de 6 çeşide ulaşmıştır.

Bulaşıcı hastalıklar kapsamında, çiçek hastalığı ile mücadelede yapılmıştır. 1956 yılındaki İran, Irak, Suriye ve Lübnan'da görülen çiçek epidemisi alınan tedbirlerle ve yapılan çalışmalarla ülkemizi fazla etkilememiştir. 1957'den sonra tek bir vak'a görülmemiştir. Kuduz hastalığından 10 yıldaki ölümlü vak'a sayısı da 120 olmuştur. Frengi ile mücadele için 1957'de Frengi Tedavi Yönetmeliği çıkarılmıştır. 1950'de 118.169 olan frengili sayısı 1960'ta 47.565'e gerilemiştir. Cüzzam ile mücadele için 27 Haziran 1957'de Ankara'da Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği kuruldu ve 1960'ta lepra mücadelesi başlatıldı. 1960'ta 1.206 lepralı kaydı vardı. Tifüs vakaları ise 1950'de 225 iken 1960'ta 10'gerilemiştir.

Verem savaşı konusunda 1950, 1953 ve 1960 yıllarında Verem Danışma komisyonu toplanarak değerli kararlar almıştır. 19 Mayıs 1953'te Ankara Atatürk Sanatoryumu hizmete açıldı. Bu yılda Trakya bölgesinde Edirne ilinde UNİCEF'le işbirliği ile BCG kampanyası başlatıldı ve 1959'a kadar 7.722.620 BCG aşısı uygulandı. 1950'de 41 dispanserde 159.287 muayeneden 10.447 hasta tespit edilmiş, 165.598 radyolojik, 18.901 laboratuvar tetkiki yapılmıştır. Bu sayı 1960'ta 106 dispanserde 682.622 muayeneden 8.772 hasta tespitine, 65.873 radyolojik, 315.827 mikrofilmi ve 93.466 laboratuvar tetkikine ulaşılmıştır. Verem savaş dispanseri sayısı 1952'de 11, 1959'da 67 olmuştur. Trahomla mücadele, devam eden kararlılıkla sürdürülmüştür. Refik Saydam Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü'nde 1950'de yeniden BCG aşı laboratuvarı hizmete açıldı ve İnflüenza Laboratuvarı Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından Milletlerarası Bölge İnflüenza Merkezi olarak tamamlanmış ve inflüenza aşısı üretimine başlanmıştır.

1955'te hekimlerimizin %52,8'i uzman hekimdi. 1950'de 910 olan diş hekimi sayısı 1960 ta 1.395 olmuştur. Ebe sayısı da 1950'de 2.001 idi. Ebe yetiştirmek üzere 1952'de İzmir, 1953'de Erzurum, 1954'te Malatya, 1955'de Antalya, Aydın ve Edirne, 1956'da Eskişehir ve Manisa, 1958'de Gaziantep ve Isparta ile 1959'da Ankara Doğumevi ve Kayseri Köy Ebe Okulları açıldı. Ayrıca 1954'te Keçiören Çocuk Esirgeme Kurumu Özel Hemşire Koleji açıldı. Köy Enstitülerinin sağlık memuru ve köy ebesi bölümleri 1954'te kaldırılmıştır. SSYB'na bağlı sağlık koleji sayısı 1950'de 62'den 1960'ta 68'e ulaşmış ve toplam 1322'si erkek 1017'si bayan olmak üzere 2339 kişi mezun olurken; 1952'de 2 olan sağlık okulu (köy ebe okulu) sayısı 1960'ta 14 olmuş ve toplam 2157 ebe mezun olmuştur.

1961 yılında S.S.K.'nın yeniden yapılanması kapsamında, bölge sağlık müdürlüğü, hastane, tam teşekküllü dispanser, ilk müracaat hekimi, kurum ilaçlarının alımı, araç ve gereçlerin standardizasyonu, meslek hastalıkları klinikleri ve hastaneleri, S.S.K Tıp Akademisi kurulması, genel sağlık sigortası, iş kazalarına yönelik sağlık hizmetleri konusunda çalışmalar yapılmıştır. 1979 yılında kurumun ilaç fabrikası deneme üretimine başlamıştır. 1960 yılında kurumun 10 hastane, 1 sanatoryum, 1 doğumevi, 8 dispanser ve 1 sağlık istasyonu yıllar içerisinde gelişerek 2000 yılında toplam yataklı tedavi kurumları olarak sayısı 118'e ve yatak sayısı 27.900'e ulaşmıştır. Türkiye'de yataklı tedavi kurumlarının 1923-2000 arası gelişmesi, 86 kurumdan 1226'ya, yatak sayısı da 6437'den 172.449'a yükselmiştir.
Sağlık eğitiminde tıp, eczacılık, diş hekimliği fakülteleri, Sağlık İdaresi Yüksek Okulu ve Sosyal Hizmetler Akademisi ve Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü gibi Yüksek Öğrenim kuruluşları ve sağlık kolejleri kurulup, gelişmeye başlatılmıştır. Yataklı tedavi kurumlarının ve sağlık personelinin sayısı ve hizmetleri artmaya başlamıştır. Sosyal yardım hizmetlerinde yeni düzenlemelere gidilmiştir. Uluslararası kuruluşlarla ilişkiler daha da gelişmiştir. İlaç endüstrisi ve tıbbi cihaz sektörü gelişmiştir. Sağlık Bilgi Sistemleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye'nin 60, 70 ve 80'li yıllardaki siyasi yapısı her alanda olduğu gibi sağlık alanında da sürekli ve istikrarlı bir yönelişi mümkün kılmamıştır. Bu dönemde, 1980 sonrası bir hareketlenme gözlenmiştir.

Sonuç olarak, Dünya da sağlık problemini çözmüş bir ülke yoktur. Her ülkenin sağlık problemi ve öncelikleri farklıdır. İngiltere ve ABD'de sağlık reformları vaatleri seçim kozu olmuştur. Ülkemizin 1923 yılındaki sağlık personeli, sağlık finansmanı, sağlık kalitesi, sağlık sistemi, sağlık hizmetleri sunumu ve teşkilatlanması konusundaki ana problemleri hala devam etmektedir. Problemler şekil, sayı ve yaklaşım farklılığı arz etmektedir. Şu anda halkın sağlık sisteminden memnun olduğunu söylemek mümkün değildir. Şu anda sağlıkla ilgili sorunlarımız; önemli hastalıklar, çevre sağlığı, toplumsal, hizmetlerin kullanımı, örgütlenme ve yönetim, insan gücü ve finansman sorunlarıdır. Bu konudaki hedef ve stratejilerimiz; bulaşıcı hastalıklar ve bulaşıcı olmayan hastalıkların azaltılması, kaza, şiddet ve afetlerin sonuçlarının ve risk faktörlerinin azaltılması, bebek ve çocuk, üreme ve cinsel, ergen, yaşlı ve özürlüler ile ruh ve çevre sağlığının ve milli sağlık sisteminin geliştirilmesidir.
 

KAYNAKLAR

Doç. Dr. Özgür YILMAZ, “Trabzon’da Halk Sağlığı ve Sağlık Kurumları” Makale, Mavi Atlas 2017                                                                                                                                                                          Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı: Salgın ve Bulaşıcı Hastalıkların Tarihi, İstanbul 2007 Gülden Sarıyıldız, “XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolera Salgını”,  İstanbul 200225-               Osmanlı Arşivleri BEO,101,7506, 5 Kasım 1892 “Giresun ve Ordu kazalarında bulaşıcı hastalıklar”

Sıtkı Çebi, Osmanlı Devleti'nin 700. Kuruluşu'nda Salname'lerde 1999-Ordu                                                 Sıtkı Çebi, “Ordu Hastane tarihi”-1990-Ordu                                                                                                            Doç. Dr. Bilal Ak, “Türkiye Cumhuriyeti'nde Sağlık Hizmetleri” 2005-Ankara                                                                                Haldun Cezayirlioğlu, “Memleket Hastanesi Eski Resimleri” İstanbul-2010                                                           Yaşar Argan , “İpek Yolu Ve Ünye” Kitap, Ünye Kent Araştırmaları - İstanbul -2004 

Adnan Yıldız, Osmanlı Arşivleri Uzmanı  “Çambaşı Rüştiyesi ve Tahaffuzhanesi” makalesi, ”Ordu kent gazetesi” internet sitesi…                                                                                                                                                                                                                                                                              

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar