Ordu
DOLAR9.4885
EURO11.0337
ALTIN546.24
Şükrü Karaman

Şükrü Karaman

Mail: [email protected]

Salgın kadar tehlikeli…

Virüs kadar ölümcül olan kuraklık ve kirli hava da yaşamı tehdit edici boyutlara ulaştı.

Aralık ayına girmemize rağmen hala yeterli yağışlar gerçekleşmedi. Büyük kentler başta olmak üzere yaşam merkezlerine içme suyu sağlayan barajlar kuruma aşamasına geldi. Her yıl kurak hava etkisini genişleyerek gösteriyor. Geçen yıl bir önceki yıldan,  bu yıl geçen yıldan daha yağışsız mevsimler yaşandı. Enerjide ucuz olmasından ötürü yeğlenen, havayı kirleten kömüre dayalı üretim, doğanın acımasızca katledilmesi, siyanürle altın çıkarılmasının yaygınlaşması bugün yaşadığımız kuraklığı getirdi.

Belirli aralıklarla üç büyükşehrin belediye başkanları barajlardaki kurumaya dikkat çekerek, suyun tasarruflu kullanılması çağrısında bulunuyor yurttaşlara. Durum o kadar kaygı verici ki, adeta yalvarıyorlar, “Suyu boşuna kullanmayın” diye. Kuşkusuz diğer illerde ve ilçelerde yaşayanlar da aynı tablo ile karşı karşıya. Gazetelerde her gün çeşitli illerde kuruyan baraj fotoğrafı ve haberleri yer alıyor.  

Bilim insanlarının vurguladığı gibi, dünya bugün küresel iklimin olumsuz sonuçlarıyla karşı karşıya. 30, 50 yıl öncesi mevsimler bu kadar değişken miydi? Asla değildi. Nüfusun giderek artması, kırsal kesimden kente akın sonucu kendini gösteremeye başlayan çarpık kentleşme, doğada yeşilin yerine kahverenginin egemen olması yağışsızlığı oluşturdu. Hiç kimse doğaya suç bulmasın. İnsanlar, bizler acımasızca bugünkü kuraklığı elbirliği ile yarattık.  Termik santrallerin bacalarından yayılan kükürt dioksit yüklü siyah dumanlar atmosferde ozon tabakasının delinmesine yol açtı, mevsimler birbirine karıştı. Küresel iklimin etkisini azaltmak için ülkeler tarafından imzalanan Paris Anlaşması, ABD’nin yenik başkanı Donald Trump’ın çekilmesiyle işlevini yitirdi.  Halefi Joe Bıden’ın yeniden anlaşmaya katılacağını açıklaması umut verici.   

Salgın döneminde daha net kavrandı yeşil doğanın önemi. Olanağı olan kısıtlamalı günlerde soluğu doğduğu küçük kentlerde ve köylerde aldı. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi devasa nüfusa sahip, çirkin yapılaşmanın hızlandığı kentlerden kaçıyor insanlar soluklanmak için.

Kuraklığın yanı sıra, hava kirliliği de yaşamı ve doğayı önemli derecede etkiliyor. Yukarıda vurguladığım gibi ucuz ve kalitesiz kömür kullanımı, niteliksiz diğer yakıt türleri soluduğumuz havayı, dolayısıyla bizleri zehirliyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’nin en kalitesiz ve kirli havası Düzce’de ölçüldü.  İkinci sırada başkent Ankara, üçüncü sırada ise Hakkari geliyor. İnsanlar nefes almakta zorlanıyor, sokağa çıkmak bile sakıncalı bu illerde. Diğer birçok kentin de buralardan çok farkı yok. En temiz havaya sahip illerin başında Bursa yer alıyor. Kastamonu ve Bitlis de temiz havaya sahip.

Termik santrallerde kullanılan, evlerde yakılan belediyelerin dağıttığı ucuz ve ısı değeri son derece düşük kömürler hava kirliliğinin yanı sıra çeşitli hastalıklara davetiye çıkarıyor. Kömüre karşı temiz ve yenilenebilir enerjinin, rüzgar ve güneş enerjisinin değeri anlaşıldı. Türkiye’de de daha ucuz ve zararsız iki enerji üretimi yaygınlaşıyor. Hiç kuşku yok ki, güneş ve rüzgar enerjisi payının üretimde artması sonucu doğa yeniden yeşerecek, dereler ve ırmaklar gürül gürül akacak,  insanlar temiz havayı rahatlıkla içine çekebilecek.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar