Ordu
DOLAR13.4467
EURO15.2804
ALTIN768.31
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

SAMEER VE MUHAMMED

“Bir gözün diğerine faydası yok” çağlarındayız.

İnsanın, insan için insanca endişelendiği değil, insanın insandan ölümden beter korktuğu zamanlardayız. 

Korku, insani bir durumdur. Korku, başta insan olmak üzere tüm canlıların doğal koruma kalkanıdır. Korkunun biata evrilmesi, insan doğasına aykırı işler yaptırması köleleştirdi, kötüleştirdi. 

Şu yeryüzünde her şey ne kadar birbirinin karşıtıysa, bir o kadar da birbirinin tamlayanıdır. Tam olarak kastettiğimin karşılığı olmasa da “Zıtların birliği” ilkesi bile yarımı tam eylemenin sonucudur. 

Yukarıdaki fotoğraf 1889 yılında Şam’da çekilmiş. Kuru kavruk, kıvırcık saçlı, üstü başı perişan gencin sırtında kötürüm, orta yaşlara yakın, şehla gözlü yine üst baş perişan bir cüce... Sırttaki kötürümün adı Sameer’ miş. Bir Hristiyan. Sameer’i sırtlayan kıvırcık saçlı gencin adıysa Muhammed’miş. Muhammed, adından da anlaşılacağı üzere Müslüman.



Muhammed’in iki gözü de kör, Sameer’inse iki bacağı kötürüm. Sameer’in şehla gözleri Muhammed’in amalığını ortadan kaldırırken, Muhammed’in sağlam bacakları da Sameer’in kötürümlüğünü ortadan kaldırıyor. İki yarım, usulünce bir araya gelince ziyadesiyle bir tam ediyor işte. İnsan insanın tamlayanıdır, tarih böyle yazdı bunu. 

Muhammed de, Sameer de, yetim birer yoksulmuş. Körlükleri ve kötürümlüklerinin yanında bir de yalnızmışlar işte. Aynı evde yaşayarak, eksiklikleriyle birlikte yalnızlıklarını da ortadan kaldırmışlar.

Önce Sameer ölmüş. Muhammed, karanlığa ve yalnızlığa mahkûm, günlerce ağlamış Sameer’in odasında ve kısa bir süre sonra da ölmüş. 

Bugün mezhep ve etnik savaşın insanlığı kırıp geçirdiği topraklarda yaşanmış bu hikâye. Din, mezhep, ırk, fiziksel ve sosyal durum, statü gözetmeden sadece insan doğasının gereği gibi yaşanmış bu topraklarda bir zamanlar. Muhammed ve Sameer’in örnek teşkil ettiği o toprakların insanları şimdilerde kolunu bacağını, gözünü kulağını anlamsız savaşlara diyet vererek dağıldı dünyanın değişik yerlerine. Kimi sığınmacı, kimi mülteci, kimi kaçak...

Bir hikâye de bizden anlatayım oldu olacak. Rıfat Ilgaz, Sirkeci ‘de bir lokantada yemek yemektedir. Etrafında üç beş de ahbabı vardır. O ara gözü dışarı kayar ve Yaşar Kemal’le Âşık Veysel’i görür. Yaşar Kemal, Aşık Veysel’in koluna girmiştir ve metro istasyonuna doğru koşmaktadırlar. Belli ki metroya yetişecekler. Rıfat Ilgaz gülümser.

“Şu Allah’ın işine bak! İki kişiyi tek gözle koşturuyor.” der, etrafındakilere.

Malumunuz olduğu üzere Aşık Veysel’in iki, Yaşar Kemal’in tek gözü kördür.Bu iki büyük usta, bir tek gözle tamlamışlardı yarımlarını, eksiklerini. 

Artık hiç kimse bir başkasının eksiğini tamlamıyor. Herkes birbirinin gözünü oymanın, altını boşaltmanın derdinde. Makam koltuk sahibi olana biat ve sonsuz tolere söz konusu. Artık ne Sameer’e Muhammed, ne de Veysel ‘e Kemal var! Bize düşen yaşanmış hikâyeleri safi yazmak. 

Bizim de böyle hikâyelerimiz olur mu, vaat edilen o güzel günler gerçek mi bilmiyorum. 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar