Ordu
DOLAR15.9083
EURO16.885
ALTIN945.84
Yalçın Şimşek

Yalçın Şimşek

Mail: [email protected]

reader

Semra Abla…

Sanki biran öne Sıtkı Can caddesine kavuşmak istercesine, hızını alamayan bir nehir gibi o dik yokuştan süzülerek akar Şehit Meral sokak. Kollarını açarak genişler, bir delta oluşturur Sıtkı Can caddesiyle buluştuğunda.

Altı düz, üstü yokuş o deltadan oluşan küçük meydanın ayrı bir yeri vardır Taşbaşılıların belleğinde. Top oynamayan, ip atlamayan çocuk yoktur mahallenin bu biçimsiz alanında. İşte Taşbaşı’nın o küçük meydanın hemen altındaki üç katlı bahçeli evde oturuyordu Semra Abla…

Çok erken veda etmişti babası Yusuf Ziya amca… Yıllar sonra annesi Talia teyze de göç etmişti eşinin yanına.  Ardından kendi yuvalarını kurmak için kuşlar gibi bir bir yuvadan uçmaya başladı dört kardeş. Yücel Abla, Mustafa Abi ve Solmaz Ablanın ardından Yılmaz da ayrılınca,  geçmişin anılarıyla baş başa kaldı Semra Abla.

Gerçi beşkardeş güçlü aile bağları nedeniyle fırsat buldukça bir araya geliyorlardı, ama o ev ve babasından yadigâr kalan iki ladin ağacı Semra Ablaya emanetti artık.

Mahallenin en güzel kızlarından biriydi o. Temiz ve güleç yüzü, iri kahve gözleri ve çıkık elmacık kemikleriyle hemen dikkatini çekerdi herkesin. Taşbaşı’nın neşesiydi o…

Yılmaz arayıp, “Semra ablamı kaybettik Yalçın,” dediğinde başımdan aşağı kaynar sular dökülmeye başladı bir anda. Kartopu gibi giderek büyüyen bir sızı kapladı içimi.  Kızıp durdum kendime.

Hatırını sormak için aradığımda iki kez söz vermiştim ona. Ordu’ya geldiğimde mutlaka ziyaret edecek, karşılıklı kahve içecektik…

Hatta üç ay kadar önce mahallede turlayıp çarşıya inerken balkonda görmüş, el sallayarak seslenmiştim ona. Kahve sözümü hatırlatınca da, “Unutmadım Semra Abla, bir tane daha ekleyelim, üç kahve alacağım olsun senden,” demiştim.

Kahve eşliğinde sohbet bir yana, İstanbul’a gitmek zorunda olduğum için cenazesine bile katılamadım Semra Ablanın!..

Oysa sevdiğim insanların adını yazdığım kitaplarda geçirmek gibi bir huyum var benim. CEREN, Balerinin Çağlığı adlı kitabımın 30. sayfasında onun adını da geçirmiştim Hanife’yle birlikte:

“…Hanife Hanım üst kattaki odasında komşusu Semra’nın elbisesinin provasını yapıyordu. En sevdiği komşularından biriydi Semra. İri gözleri ve çıkık elmacık kemikleriyle dikkat çeken, mahallenin en güzel kadınlarından biriydi o…”

Sonu ölümle bitecek bir hayat yaşadığını bilen tek canlı olsak da, kendimizi kısır yaşam döngüsüne kaptırıp o kadar şeyi erteliyoruz ki; katlanıyor acımız, çoğalıyor pişmanlığımız!..

Semra Abla sen gittin, öksüz kaldı üç fincan kahve ve yapacağımız keyifli sohbetler. Özür… Işıklarda uyu Taşbaşı’nın neşesi… Mekânın cennet olsun güzel insan…

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar