Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

TCMB’nin Döviz Rezervleri Niye Eridi?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri, 16 Kasım 2016 tarihinde 106,2 milyar ABD Dolar’ından, 2020 yılının ikinci yarısından sonra 40 milyar Dolarlara kadar gerilemiştir. Peki, TCMB’nin döviz rezervlerinin erimesine yol açan en önemli faktör ne olmuştur?

Bir ülkede iç ve/veya dış kaynaklı ekonomik, siyasi, askeri gibi olumsuz gelişmeler dövize olan talebin artmasına yol açabilir. Merkez Bankalarının böyle bir durumda uygulayacağı iki temel politika vardır. İlki; piyasada artan döviz talebini karşılamak için mevcut döviz rezervlerini satışa çıkarabilir. Ancak, bu politikanın uygulanması için ülkenin döviz rezervlerinin “sağlam” olması gerekir. İkincisi ise; Merkez Bankası’nın çeşitli para politikası araçlarını kullanarak dövize olan talebi frenlemeye çalışmasıdır. Bu politika araçlarının başında da Merkez Bankası’nın “politika faizi” gelir. Politika faizi,  Merkez Bankası’nın piyasaya (bankalara) verdiği bir hafta vadeli ödünç paranın yıllık birleşik cinsten faiz oranıdır.

Peki, politika faizi piyasanın dövize olan talebini nasıl düşürür?

Politika faizi piyasalara iki elden etki eder. Birincisi; dövize talebin arttığı dönemlerde, bankalar, bu politika faiz oranı üzerinden Merkez Bankası’ndan Türk Lirası cinsinden borçlanırlar ve bu Türk Lirası ile döviz alımı yaparlar. Politika faizinin yükselmesi, bankaların Türk Lirası cinsinden Merkez Bankası’ndan borçlanma maliyetini artıracağı için, dövize olan talebin de düşmesine yol açacaktır. İkincisi ise; politika faizinin yükselmesi, başta mevduat ve kredi gibi piyasada bulunan diğer Türk Lirası cinsi faiz oranlarının da yükselmesine yol açacaktır. Çünkü Merkez Bankası’nın politika faizi, piyasalar için referans faiz niteliğindedir. Örneğin, mevduat faiz oranlarının yükselmesi, mevduat sahibine (mudi) Türk Lirası cinsinden daha yüksek getiri sağlayacaktır. Bu ise, dövize olan talebin düşmesine ve Türk Lirası cinsi varlıklara olan talebin yükselmesine yol açacaktır. Özetle; Merkez Bankası’nın politika faizi, dövize olan talebin frenlenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır.

TCMB’nin politika faiz oranı, 14.09.2018 tarihinde %24 seviyesinde iken, 13.12.2019 tarihinde %12’ye, 22.05.2020 tarihinde ise %8,25’e kadar düşürülmüştür. Enflasyon oranının %12-14 aralığında gezindiği bir ülkede bu seviyelerdeki faiz oranları rasyonel değildir. Hele de, döviz rezervleri yetersiz olan ve dövize olan talebin iç ve/veya dış olumsuz şoklarla hızla yükselişe geçtiği bir ülkede…

O zaman akla şu soru gelmektedir:

Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi faiz oranlarını düşük tutmakta neden ısrar etmiştir?

Çünkü yüksek faizler, mal ve hizmetlere olan talebin azalmasına, yatırımların ve büyüme oranının düşmesine ve de işsizlik oranının artmasına yol açmaktadır. Kaldı ki, Cumhuriyet tarihinin ortalama büyüme oranı %5 iken, Türkiye ekonomisi 2018 ve 2019 yıllarında sırasıyla %2,6 ve %0,9 büyümüştür. İşsizlik oranı da 2019 yılında %14’e yanaşmıştır (%13,7). Dolayısıyla, ekonomi yönetimi faiz oranlarını artırarak bu iki değişkenin daha da kötüleşmesini istememiştir. Kendi açısından haklıdır da…

İşte, bu düşük tutulan faizlerin de etkisiyle, dövize olan talep Merkez Bankası’nın rezervlerinin büyük ölçüde erimesiyle sonuçlanmıştır. Çünkü Merkez Bankası dövize olan talebi faiz enstrümanını kullanarak dizginlemek yerine, döviz satışı yaparak talebi karşılamayı tercih etmiştir. Sonuçta, döviz rezervlerinin hızla azalması ve hatta net döviz rezervlerinin eksiye düşmesi, bu sürdürülemez politikadan vazgeçilmesine yol açmıştır.

 Yeni Merkez Bankası yönetimi ise, politika faiz oranına sert bir biçimde müdahale ederek faiz oranını en son 25.12.2020 tarihinde %17’ye kadar yükseltmiştir. Bu da, eski Hazine ve Maliye Bakanı’nın istifasını takiben döviz kurlarında başlayan düşüş sürecini daha da güçlendirmiştir.

TCMB’nin baştan beri uygulaması gereken politika da zaten bu olmalıydı.


 

 

 

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar