Ordu
DOLAR13.7186
EURO15.5393
ALTIN786.53
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

Türkiye’de Enflasyon Oranı Nasıl Düşer?

Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artışlar olarak tanımlanan enflasyonun hayatımızı nasıl olumsuz etkilediğini son zamanlarda iyiden iyiye anlar olduk. Market alışverişi sonrasında “acaba bir yanlışlık mı oldu?” diye market fişlerini siz de benim gibi kontrol ediyorsanız, fiyat artışları artık sizleri de olumsuz etkiliyor demektir.

Enflasyonun temelde iki nedeni vardır. Bunlardan ilki talep enflasyonudur. Talep enflasyonu;  mal ve/veya hizmetlere artan talebin o mal ve/veya hizmetin fiyatını artırmasıdır. Başka bir ifadeyle, üretimin üzerindeki talep artışları fiyatların artmasına yol açabilmektedir. Enflasyonun ikinci kaynağı ise maliyet enflasyonudur. Maliyet enflasyonu; işçi ücretlerinde, vergilerde, hammadde fiyatlarında, faiz ve döviz kurlarında meydana gelen artışların üretim maliyetlerini ve dolayısıyla fiyatlar genel seviyesini yükseltmesi olarak tanımlanabilir.

Yakın tarihteki enflasyon verilerine göz gezdirdiğimizde, 2004–2016 dönemi boyunca tek hanelerde gezinen enflasyon oranlarının 2017 yılından itibaren çift hanelere yükseldiği görülür. Son açıklanan Ağustos 2021 tarihli yıllık enflasyon ise %19,25 gibi oldukça yüksek bir oranda gerçekleşmiştir.

Peki, 2017 yılından itibaren Türkiye’de enflasyon oranının artmasına yol açacak olumsuz temel gelişme ne olmuştur?

Çok açıktır ki, bu sorunun cevabı döviz kurlarında meydana gelen sert yükselişlerdir. 2017 yılının başlarında yaklaşık 3,5 TL olan dolar kurunun sadece dört buçuk yıl içinde yaklaşık %150 (2,5 kat) artarak 8,5’lere ulaşması, Türkiye’de artan enflasyonun temelde döviz kuru ve dolayısıyla maliyet kaynaklı olduğuna işaret etmektedir. Çünkü döviz kuru artışları ithal girdi maliyetlerinin de yükselmesine yol açmaktadır. Örneğin, 2020 yılında gerçekleşen 220 milyar dolarlık ithalatımızın yaklaşık %75’i ara malı ve hammaddeye, %15’i ise makine ve teçhizat gibi yatırım mallarına harcanmıştır. Yani, bizim ithalatımızın yaklaşık %90’ı yeni bir mal üretmek için yapılmaktadır. Dolayısıyla, döviz kurlarındaki yükselişler üretim maliyetimizi önemli ölçüde etkilemekte ve bu da fiyatların yükselmesine yol açmaktadır. Şunu da hemen belirteyim, sizin maaşınızı hangi para birimiyle aldığınızın da bu noktada hiç önemi yoktur…

Esasen, üst paragrafta özetlemeye çalıştığım konu fiyat artışlarının kaynağı ile ilgilidir. Bu fiyat artışlarının genele yayılması ve sürekli bir hale gelmesi, yani enflasyon olgusundan bahsedilmesi ise büyük ölçüde “bekleyişler” ile ilgilidir. Çünkü enflasyona dair bekleyişler enflasyonu etkileyen en önemli unsurdur. Eğer bir ekonomide fiyat artışlarının devam edeceğine dair kanı genele yayılmış ise, mal ve hizmetlerin fiyat belirleyicileri de ona göre fiyatlama politikası güdecektir. Örneğin, ev sahibi iseniz ve enflasyonun gelecek yıl da en az %20 gerçekleşeceğini bekliyorsanız, kira artışınızı en az %20 veya üzerinde olacak şekilde belirlemek istersiniz. Bu davranış ise fiyat artışlarının sürmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, ekonominin genelinde fiyat artışlarının düşeceğine dair kanı güçlenmeden enflasyonun düşürülmesi oldukça zordur. Bu bağlamda, fiyat değişimlerine ilişkin beklentileri yönetecek en önemli kurum Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB); daha güçlü unsur ise hükümettir.

Özetle; Türkiye’de son yıllarda artan enflasyon oranlarında döviz kuru artışından kaynaklanan maliyet enflasyonu önemli bir rol oynamıştır. Fiyat artışlarına eşlik eden faiz oranları da, enflasyon oranını besleyen bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmıştır. Eğer Türkiye’de enflasyon oranının düşürülmesi isteniyor ise, kur artışlarının frenlenmesi ve enflasyonun düşeceğine dair beklentinin güçlü bir şekilde piyasalarda oluşturulması elzemdir. Ancak ne var ki, enflasyon beklentilerine dair şu anki algı tam tersi istikametindedir.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar