Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Naim GÜNEY

Naim GÜNEY

Mail: [email protected]

TÜRKİYE’DE SITMA, FRENGİ, ÇİÇEK, TİFO ve VEREM İLE SAVAŞ BAŞLATILIYORDU…

Sıtma hastalığı milli bir felaketti. Dalak ve kan muayeneleri bataklıkların kurtulması, sivrisinek yetiştiren çeltik sahalarının kontrol altına alınması ve ücretsiz kinin dağıtımı ile 1940 yılına kadar sürdürülen mücadelede sıtmalı oranı %50'lerden %11'e kadar düşürüldü. 1945'te 4707 sayılı olağanüstü "Sıtma Savaş Kanunu" ve Şubat 1946'da sıtma savaşını devamlı yürütmeyi öngören 4871 sayılı "Sıtma Savaş Kanunu" yürürlüğe girdi. Sıtma ile mücadelede 1946'da teknik DDT, 1949'da mazot ve petrol kullanılmaya başlanılmıştır.

1936'dan sonra verem hastalığından ölümler azalmaya başlamıştır. Verem Savaşı çalışmaları kapsamında 1940'ta 3 dispanserle 35.039 kişi muayene edilmiş, bunlardan 890 hasta tespit edilmiş 9828 radyolojik, 1539 laboratuvar tetkiki yapılmıştır. Bu sayı 1950'de 41 dispanser, 159.287 muayene edilen, 10447 hasta, 165598 radyolojik ve 18901 laboratuvar tetkikine ulaşılmıştır. Bakanlığın 1943-1947 yılları arasında yaptığı ölüm tespitlerinde veremden ölenler daima ilk üç sırada yer almış ve genel ölümlere oranı da ortalama %13,5 olarak tespit edilmiştir. 1944'te Samsun ve Denizli'de Verem Mücadele Derneği kurulmuştur. 1945'te Adana ve Eskişehir, 1946'da Rize ve İstanbul Fatih ve 1947'de Adapazarı'nda dispanserler açılmıştır. 1947 yılından itibaren Verem Savaşı Eğitim ve Propaganda haftaları düzenlenmiştir.

1947 yılında Biyolojik Kontrol Laboratuarı kurulmuş ve Enstitü bünyesinde bir aşı istasyonu hizmete açılmıştır. Ayrıca deri içi yolu ile uygulanan BCG-aşısı üretimine geçilmiştir. 1948'de ilk defa boğmaca aşısı üretimine geçilmiş ve viroloji ve virüs aşıları kurulmak ilk olarak inflüenza virüsü tipleri üzerinde araştırmalara başlanmış, bu arada tavuk vebası ve New-Castle virüsleri üzerinde çalışmalar yapılmıştır. 1950 yılına kadar aşı üretimi 18 çeşitle, serum üretimi 10, antijen ve allerjen üretimi 6, bakteriyolojik analiz ve kontrol 7, kimyasal analiz ve kontrolü de 6 çeşide ulaşmıştır.

Bulaşıcı hastalıklar kapsamında, çiçek hastalığı ile mücadelede yapılmıştır. 1956 yılındaki İran, Irak, Suriye ve Lübnan'da görülen çiçek epidemisi alınan tedbirlerle ve yapılan çalışmalarla ülkemizi fazla etkilememiştir. 1957'den sonra tek bir vak'a görülmemiştir. Kuduz hastalığından 10 yıldaki ölümlü vak'a sayısı da 120 olmuştur. Frengi ile mücadele için 1957'de Frengi Tedavi Yönetmeliği çıkarılmıştır. 1950'de 118.169 olan frengili sayısı 1960'ta 47.565'e gerilemiştir. Cüzzam ile mücadele için 27 Haziran 1957'de Ankara'da Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği kuruldu ve 1960'ta lepra mücadelesi başlatıldı. 1960'ta 1.206 lepralı kaydı vardı. Tifüs vakaları ise 1950'de 225 iken 1960'ta 10'gerilemiştir.

Verem savaşı konusunda 1950, 1953 ve 1960 yıllarında Verem Danışma komisyonu toplanarak değerli kararlar almıştır. 19 Mayıs 1953'te Ankara Atatürk Sanatoryumu hizmete açıldı. Bu yılda Trakya bölgesinde Edirne ilinde UNİCEF'le işbirliği ile BCG kampanyası başlatıldı ve 1959'a kadar 7.722.620 BCG aşısı uygulandı. 1950'de 41 dispanserde 159.287 muayeneden 10.447 hasta tespit edilmiş, 165.598 radyolojik, 18.901 laboratuvar tetkiki yapılmıştır. Bu sayı 1960'ta 106 dispanserde 682.622 muayeneden 8.772 hasta tespitine, 65.873 radyolojik, 315.827 mikrofilmi ve 93.466 laboratuvar tetkikine ulaşılmıştır. Verem savaş dispanseri sayısı 1952'de 11, 1959'da 67 olmuştur. Trahomla mücadele, devam eden kararlılıkla sürdürülmüştür. Refik Saydam Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü'nde 1950'de yeniden BCG aşı laboratuvarı hizmete açıldı ve İnflüenza Laboratuvarı Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından Milletlerarası Bölge İnflüenza Merkezi olarak tamamlanmış ve inflüenza aşısı üretimine başlanmıştır.

1955'te hekimlerimizin %52,8'i uzman hekimdi. 1950'de 910 olan diş hekimi sayısı 1960 ta 1.395 olmuştur. Ebe sayısı da 1950'de 2.001 idi. Ebe yetiştirmek üzere 1952'de İzmir, 1953'de Erzurum, 1954'te Malatya, 1955'de Antalya, Aydın ve Edirne, 1956'da Eskişehir ve Manisa, 1958'de Gaziantep ve Isparta ile 1959'da Ankara Doğumevi ve Kayseri Köy Ebe Okulları açıldı. Ayrıca 1954'te Keçiören Çocuk Esirgeme Kurumu Özel Hemşire Koleji açıldı. Köy Enstitülerinin sağlık memuru ve köy ebesi bölümleri 1954'te kaldırılmıştır. SSYB'na bağlı sağlık koleji sayısı 1950'de 62'den 1960'ta 68'e ulaşmış ve toplam 1322'si erkek 1017'si bayan olmak üzere 2339 kişi mezun olurken; 1952'de 2 olan sağlık okulu (köy ebe okulu) sayısı 1960'ta 14 olmuş ve toplam 2157 ebe mezun olmuştur.

1961 yılında S.S.K.'nın yeniden yapılanması kapsamında, bölge sağlık müdürlüğü, hastane, tam teşekküllü dispanser, ilk müracaat hekimi, kurum ilaçlarının alımı, araç ve gereçlerin standardizasyonu, meslek hastalıkları klinikleri ve hastaneleri, S.S.K Tıp Akademisi kurulması, genel sağlık sigortası, iş kazalarına yönelik sağlık hizmetleri konusunda çalışmalar yapılmıştır. 1979 yılında kurumun ilaç fabrikası deneme üretimine başlamıştır. 1960 yılında kurumun 10 hastane, 1 sanatoryum, 1 doğumevi, 8 dispanser ve 1 sağlık istasyonu yıllar içerisinde gelişerek 2000 yılında toplam yataklı tedavi kurumları olarak sayısı 118'e ve yatak sayısı 27.900'e ulaşmıştır. Türkiye'de yataklı tedavi kurumlarının 1923-2000 arası gelişmesi, 86 kurumdan 1226'ya, yatak sayısı da 6437'den 172.449'a yükselmiştir.
Sağlık eğitiminde tıp, eczacılık, diş hekimliği fakülteleri, Sağlık İdaresi Yüksek Okulu ve Sosyal Hizmetler Akademisi ve Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü gibi Yüksek Öğrenim kuruluşları ve sağlık kolejleri kurulup, gelişmeye başlatılmıştır. Yataklı tedavi kurumlarının ve sağlık personelinin sayısı ve hizmetleri artmaya başlamıştır. Sosyal yardım hizmetlerinde yeni düzenlemelere gidilmiştir. Uluslararası kuruluşlarla ilişkiler daha da gelişmiştir. İlaç endüstrisi ve tıbbi cihaz sektörü gelişmiştir. Sağlık Bilgi Sistemleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye'nin 60, 70 ve 80'li yıllardaki siyasi yapısı her alanda olduğu gibi sağlık alanında da sürekli ve istikrarlı bir yönelişi mümkün kılmamıştır. Bu dönemde, 1980 sonrası bir hareketlenme gözlenmiştir.

Sonuç olarak, Dünya da sağlık problemini çözmüş bir ülke yoktur. Her ülkenin sağlık problemi ve öncelikleri farklıdır. İngiltere ve ABD'de sağlık reformları vaatleri seçim kozu olmuştur. Ülkemizin 1923 yılındaki sağlık personeli, sağlık finansmanı, sağlık kalitesi, sağlık sistemi, sağlık hizmetleri sunumu ve teşkilatlanması konusundaki ana problemleri hala devam etmektedir. Problemler şekil, sayı ve yaklaşım farklılığı arz etmektedir. Şu anda halkın sağlık sisteminden memnun olduğunu söylemek mümkün değildir. Şu anda sağlıkla ilgili sorunlarımız; önemli hastalıklar, çevre sağlığı, toplumsal, hizmetlerin kullanımı, örgütlenme ve yönetim, insan gücü ve finansman sorunlarıdır. Bu konudaki hedef ve stratejilerimiz; bulaşıcı hastalıklar ve bulaşıcı olmayan hastalıkların azaltılması, kaza, şiddet ve afetlerin sonuçlarının ve risk faktörlerinin azaltılması, bebek ve çocuk, üreme ve cinsel, ergen, yaşlı ve özürlüler ile ruh ve çevre sağlığının ve milli sağlık sisteminin geliştirilmesidir.
 

KAYNAKLAR

Doç. Dr. Özgür YILMAZ, “Trabzon’da Halk Sağlığı ve Sağlık Kurumları” Makale, Mavi Atlas 2017                                                                                                                                                                          Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı: Salgın ve Bulaşıcı Hastalıkların Tarihi, İstanbul 2007 Gülden Sarıyıldız, “XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolera Salgını”,  İstanbul 200225-               Osmanlı Arşivleri BEO,101,7506, 5 Kasım 1892 “Giresun ve Ordu kazalarında bulaşıcı hastalıklar”

Sıtkı Çebi, Osmanlı Devleti'nin 700. Kuruluşu'nda Salname'lerde 1999-Ordu                                                 Sıtkı Çebi, “Ordu Hastane tarihi”-1990-Ordu                                                                                                            Doç. Dr. Bilal Ak, “Türkiye Cumhuriyeti'nde Sağlık Hizmetleri” 2005-Ankara                                                                                Haldun Cezayirlioğlu, “Memleket Hastanesi Eski Resimleri” İstanbul-2010                                                           Yaşar Argan , “İpek Yolu Ve Ünye” Kitap, Ünye Kent Araştırmaları - İstanbul -2004 

Adnan Yıldız, Osmanlı Arşivleri Uzmanı  “Çambaşı Rüştiyesi ve Tahaffuzhanesi” makalesi, ”Ordu kent gazetesi” internet sitesi…                                                                                                                                                                                                                                                                              

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar