VAKIF KATILIM
Ordu
DOLAR17.9491
EURO18.4297
ALTIN1038.0
Umut ÇAKMAK

Umut ÇAKMAK

Mail: [email protected]

reader

Türkiye'nin Finansal Kırılganlığı ve Çözüm Yolu

Kamu tasarruf açığı (bütçe açığı) ve döviz tasarruf açığı (döviz kıtlığı) temelden çözüme kavuşturulmadığı veya çözüm yoluna girilmiş olduğuna dair algı piyasalarda oluşmadığı sürece, ekonomideki kırılganlıklar ve kriz olasılıkları hep yüksek kalacaktır. Çünkü ekonomideki krizleri tetikleyen davranışlar, bu iki temel değişkenin orta ve uzun vadedeki seyrine ilişkin beklentilere bağlıdır.

Türkiye ekonomisinin 1980 sonrasında karşı karşıya kaldığı 1994 ve 2001 krizlerinin temelinde de, sürdürülemez boyutlara ulaşan bütçe açığı ve döviz açığı sorunu yatmıştır. Kamunun bütçe açığının 2001 krizini takiben büyük ölçüde azaltılması, Türkiye’nin makroekonomik istikrarı üzerinde olumlu sonuçlara yol açsa da, döviz açığının 2000’li yıllarda artarak devam etmesi, ekonomide finansal kırılganlığın zaman zaman yükselmesine yol açmıştır. Özellikle pandemi sürecinin ekonomi üzerine olan maliyeti ve Merkez Bankası döviz rezervlerinin yaklaşık son iki sene içinde önemli ölçüde erimesi, yakın tarihte ekonominin finansal kırılganlığını artıran önemli faktörler arasında yer almıştır. Son dönemde döviz kurlarında meydana gelen sert dalgalanmalar ve yükselişler ise, artan bu finansal kırılganlığın ekonomiye olan bir yansıması olarak yorumlanabilir.  

Belirtmek gerekir ki, Türkiye’nin döviz tasarruf açığı sorunu yakın tarihte ortaya çıkan ekonomik sorunlarından birisi değildir. 1947 yılından sonra sürekli dış ticaret açığı (ithalat>ihracat) veren Türkiye ekonomisi, 1950-1980 dönemi boyunca neredeyse her on yılın sonunda döviz sıkıntısı yüzünden istikrar programları hazırlamak ve mali destek için IMF’ye “yanaşmak” zorunda kalmıştır. 4 Ağustos 1958, 10 Ağustos 1970 ve 24 Ocak 1980 kararları, bu istikrar programlarına en iyi örnektir. Hatta 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlarla ihracata dayalı büyüme modelini benimseyen Türkiye ekonomisi, döviz tasarruf açığının kapatılması için önemli bir fırsat da yakalamıştı. Ancak ne var ki, Türkiye’nin döviz açık sorunu 1980 yılı sonrasında da artarak sürdü.

Yaklaşık 22 yıllık akademik bilgi birikimime dayanarak söylemek isterim ki, döviz tasarruf açığı sorunu kökten ve kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturulmadan, Türkiye’de döviz kurlarına istikrar kazandırılması ve ekonominin finansal kırılganlığının azaltılması mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin 1950 yılından sonraki yetmiş yıllık tecrübesi bunun en büyük kanıtıdır. Dolayısıyla;  ekonomik, politik, askeri vb. nedenlerle tetiklenen iç ve/veya dış kaynaklı olumsuz gelişmelerin döviz kurlarının seyrinde yarattığı dalgalanmalar, Türkiye’nin döviz açığı sorunu devam ettiği sürece baki kalacaktır.

Peki, Türkiye ekonomisi bu kronik hale gelen döviz açığı sorununu nasıl çözebilecektir?

Yakın tarihte bu sorunu çözen ülkeler Asya ülkeleri olmuştur. Örneğin, Asya Kaplanları olarak da bilinen Hong Kong, Güney Kore, Singapur ve Tayvan gibi ülkeler, 1960’lı yıllardan sonra başlattığı ihracat atağıyla 1990’lı yıllardan itibaren döviz fazlası vermeye başlamış ve 2000’li yıllarda dünyanın en fazla ihracat yapan ülkeleri arasında yerlerini almışlardır. Bu ülkelerin başarısının temelinde ise, Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) yatırımlarına, inovasyona (yeniliğe) ve teknolojiye fazlasıyla önem vermeleri yatmıştır.

Dolayısıyla; Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarına ağırlık verilmesi ve ihracatı artırmak için yeni çıkış stratejilerinin aranması, Türkiye’de ekonomik istikrarın sağlanması ve bu sayede de finansal kırılganlığın azaltılması için oldukça önemlidir.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar