Ordu
DOLAR15.9211
EURO16.8833
ALTIN944.93
O.Rüştü BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Mail: [email protected]

reader

YALNIZLIK

Gabriel Gorcia Marguez’in “Yüzyıllık Yalnızlık”(*) romanından esinlenerek; böyle bir başlıkla Suriye Savaşı’nın bugününe ve yarınına bakmaya çalışacağım.

 

***

Yanlış yerden girmeyelim; Suriye ile yüzyıllık bir sorunumuz yok. Türkiye,  Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının 23’de 1’ini vatan bellemiş… Lozan “Misak-ı Milli’nin hudutlarını çizmiştir.

 

Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın dediği gibi söyleyelim: Lozan’da Güneydoğu sınırımız netleşmemiştir. Demek ki Musul’u Misak-ı Milli sınırları içine alamamıştık.

 

Suriye’nin Türkiye’den alıp veremediği Hatay meselesidir. Zaman zaman Hatay’ı topraklarının bir parçası olarak haritalarında göstermişlerdir. Oysa, Hatay Cumhuriyeti (otonom bölge) 2 Eylül 1938’de kurulmuş, Türkiye’ye katılma meclis kararını ise 9 ay sonra 30 Haziran 1939’da almıştır. Görüldüğü gibi Türkiye ile Suriye arasında Hatay yüzyıllık bir mesele değildir!

 

Aradan geçen yıllar iki devleti zaman zaman “sınır geçişlerinde” karşı karşıya getirse de, Adana Mutabakatı “terör unsurlarının” bir o tarafa bir bu tarafa geçmelerini önleme kararıdır. İki devlet teröre karşı “birlikte’’ hareket edeceklerdir.  

 

Her iki devlet de: Senin teröristin iyi, benimkisi kötü demeyecekler: Terör terördür;  terörün milliyeti olmaz… “millisi” ise hiç olmaz diyeceklerdir.

***

Soçi mutabakatını imzaladığımızda, önümüzde terör unsurlarının toplandığı İdlib vardı. Mutabakatı Rusya-İran-Türkiye ve alt düzeyde Suriye temsilcisi imzalamıştı. Şu tarihe kadar İdlib teröristlerden boşaltılacaktı. Olmadı!

 

***

Türkiye öyle bir sorumluluk aldı ki; “Gözetleme Kuleler i” kuruldu. Terör unsurları gözetlendi(!)

 

Soçi Mutabakatı ise daha fazlasını istiyordu. Kardeşim, senin görevin gözetlemek değil, mutabakata bağlı kalarak alanı  “te-miz-le-mek-ti”!

 

“Terör unsurları” temizlenmedi. Üstüne üstlük mutabakatın altında imzası olanlar birbirini suçlamaya başladı. Telefon görüşmeleri, bir araya gelme talepleri duyuna kaldı. Artık herkes kendi pavlisine ağlayacak…

 

Bir o kutba bir bu kutba savrulmalar yön tayininde yarattığı zorluklar, ülke içindeki barışı da etkiliyor.

 

Demokratik ülkelerde farklı seslere tahammül vardır.  Biz bunu kaybettik. Yani –dilim varmıyor ama- “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk”!

***

 

 “Nereden Nereye” başlıklı  “ayrıntı”da 3 milyonu Suriye topraklarında olmak üzere 6,5 milyon Suriyeli’ye 2011 yılından bu yana kaba bir hesapla,160 ila 200 milyar dolar harcadığımızı yazdım.

 

Bazı dostlar sordu: Neden TL değil de dolar”!

Dost acı söyler, kabulüm ama “doların bugünkü kur fiyatı 6 lira 17 kuruş…

Bunu TL’ye çevirdiniz mi; (küsurunu bırakın) 1 trilyon 235 milyar 459 milyon TL yapar.

BM daimi temsilcimizin söylediği son rakam “9 milyon Suriyeli”!

 

Bu hesabın altından çıkmak için, savaşı kısa tutmak, Suriye ile barışmak lazım.

Aslında sadece Suriye ile değil, bütün komşularımızla barışmamız gerekiyor.

 

“Yurtta sulh dünyada sulh” diyeceksek, Fransız Cumhurbaşkanı General De Gaulle’ün Vietnam Savaşı sırasında Amerikalılara dediği gibi; “Çizmemizi sarıcalı yuvasından çekmemiz lazım”.

 

 

 

***

 

(*)Özet bilgi: Nobelli yazar Marguez, “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında Buendia ailesinin 100 yıl süren bir lanetle yaşamalarını nasıl sürdürdüklerini konu ediniyor.

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar