Ordu
DOLAR18.6205
EURO19.2732
ALTIN1041.9
Sümer Alkan

Sümer Alkan

Mail: [email protected]

reader

Yangın hikayeleri

Bugün TV de film izlerken yangın sahnesini görünce başımda geçen ve şahit olduğum yangınlar aklıma geldi.

Yıllar yıllar önceydi. Biz beş kardeş hepimiz küçüğüz. babam, eski adı Tepeyi bala yeni adı Yukarı Tepe olan köyde öğretmenlik yapıyor.

İsmail Dizmen'le beraber çalışıyor. Okulun lojmanında İsmail bey oturduğu için biz kiralık eve taşındık.

Evimiz iki katlı eski bir ev. Biz üst katta oturuyoruz. Dışarıdan merdiveni var. Alt kat ahır olarak kullanılıyor. Ahırda bizim ineğimiz ve buzağısı vardı. O zamanlar kimseden parayla süt almak yoktu. Herkes kendi sütünü temin etmek için hayvan beslerdi.

Eskiden genelde evlerin altında ahır olurdu. Rahmetli kardeşim Yusuf o evde doğmuştu. Kalabalık bir aileyiz. Annem, babaannem, babam, biz beş kardeş ve yardımcı kızımız.

Annem yemek işlerine bakıyor. Babaannem o zaman genç sayılırdı. Çocukların bakımında ve yemek konusunda anneme yardımcı oluyor. Yardımcı kızımız, temizlik işlerine bakıyor aynı zamanda inek bakmak yemini vermek ve ineği sağmak da görevleri arasındaydı.

Mutfak geniş olduğu için hem mutfak hem de yemek odası olarak kullanılırdı.

Bir gün öğlen yemeği yiyoruz. Babam evde yok. Kız Kardeşim yemekleri beğenmedi. Ağlayarak sofradan kalktı. Yer ocağının yanına oturdu. Hem ağlıyor hem de ince bir odun parçasıyla oynuyor.

Işıl o zaman sanırım 6 yaşında ben ondan daha büyük olduğum için onu susturmak için gidip yanına oturdum.

Ev eski olduğu için tahta döşemenin bazı yerlerinden alt kattaki ahırı görebiliyoruz. Yer ocağının betonu ile döşeme tahtasının arasında küçük bir açıklık var. Işıl elinde odunla oynarken o açık yerden ahıra ateş koru düşmüş. Ahırda fındık kapsülü dolu.

Kapsül çok çabuk yanan bir madde. Ben oturunca gözüm o küçücük boşluğa takıldı. bir kızıllık ve duman gördüm. "anne ahırda ateş var,, dedim. Annemler sofradan telaşla kalkıp baktılar. Babannem hemen bizi dışarı çıkardı. Annem can havliyle Yusuf 'un beşiğini merdivenin başına getirdi. Yardımcımız o zaman Hayriye Abla'ydı. İçi su dolu büyük bakır güğümü kaptı, ahıra koştu. Yangını kimsenin yardımı olmadan söndürmeyi becerdi.

Yangın büyümeden söndü. İnek dumandan az daha boğulacaktı. Hayriye abla onları hemen bahçeye çıkardı. İneğin gözünden yaşlar akıyordu. Hepimiz çok korkmuştuk. Ahşap ev çabuk yanıp kül olabilirdi.

Şimdi aklıma gelince irkiliyorum. Büyük kaza geçirmiştik.

Babam akşam eve gelince ona anlattık mı onu hatırlamıyorum.

İşte o zaman bir köy öğretmeni ve yaşantısı. Yorumu size bırakıyorum.

2. yangın hikayesi:

Bir ramazan gecesi, o zamanın kaymakamı Esat Ölçer Bey ve eşi Nigar Hanım bize oturmaya geldiler. Muhabbet sohbet derken saat 01: 30 oldu. Misafiri yol ettikten sonra "sahur yemeğini yiyelim, dedik. Çünkü geç olmuştu. Yemeği yedik. Ben bulaşıkları yıkarken çocuklara bakan kızımız da yerleri süpürdü ve yattık.

O zamanlar ne elektrik süpürgesi var ne de bulaşık makinası. (Biraz erken doğmuşuz...!)

Sabah uyandım. Okula gitmek için hazırlanacağız. Mutfağın kapısını açtım. Aman Allah’ım! rüya mı görüyorum? Mutfak yanmış! Bildiğiniz yanmış. Fakat ateş yok, duman yok, sadece iğrenç bir yanık kokusu var. "İsmet!!!” diye bir çığlık attım. İsmet, koşarak geldi. Gözlerimize inanmadık. Mutfağın altındaki odada fındık kabuğu var. Mutfağın her yeri yağlı boya. Yer ocağının içinde bakır mangal var. eskiden ocaklarda süslü fırfırlı örtü olurdu. Altında başka bir örtü olurdu. Perdeler yanmış bir küçük parça bile kalmamış. Yan taraftaki yağlı boya dolaba bir şey olmamış. Yangın kendiliğinden sönmüş. Yer ocağının yan tarafında mutfak gaz tüpü var. Yağlı boya döşemenin bir ucundan tutuşsa kurtulma şansımız yok. Alttaki kabuk bir kıvılcıma bakar zaten. Bir mucize olmuştu. Sanırım hiçbir yerden hava almamış için için yanmış yani hiç alevlenmeden. Ve sönmüş.

Görümcem Nimet abla, manzarayı görünce ağlamaya başladı, "siz kıl payı kurtulmuşsunuz” dedi.

Allaha şükrediyorum o felaketten kurtulduğumuz için.

Yangının nedenini mangalın içinde bulduğumuz süpürgenin tutma yeri açıklamış oldu. Kızımız mutfağı süpürünce süpürgeyi mangalın üstüne koymuş. İşin garibi de mangalda ateş yoktu. Bir gün önceki kül vardı. Süpürge tamamen yok olmuş sadece tutma yeri kalmış küllerin arasında

Bir de küçük bir anı daha anlatayım. Yine ilk evimizdeyiz. O zamanlar hazır salça yok. Market yok. Domatesi kasayla alır salçamızı evde yapardık. Biberi de aynı şekilde yapardık. Gündüzün çalıştığım için gece yapıyorum bu tür işleri. Biberi elimle süzgeçten geçirirken İsmet "sen kalk gerisini ben yapayım dedi. Ben kalktım. İsmet süzgeçten salçayı geçirirken haliyle elleri kıpkırmızı oldu. Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi. Birisi" yangın var "diye bağırıyor. İkimiz birden dışarı fırladık. Tahsin İskender amcaların Orada samanlık yanıyormuş ama alevler çok korkutucu. İnsanlar yolda koşmaya başladı. Tam o sırada rahmetli komşumuz Niyazi Saka amca da merak etmiş yangını. İsmet yola çıktı ben bahçe duvarının üstünden bakıyorum. Herkes heyecan içinde yangını izliyor. O ara Niyazi amca "İsmet eline ne oldu?,, dedi. İsmet yangına öyle kaptırmış ki kendini. elini hep unuttu. İsmet eline baktı" önemli değil salça çıkarıyordum da,, dedi. Niyazi amca bir kahkaha attı"neee... salça mı,, dedi. Ben utandım. Duvardan geri çekildim. Gülme krizine girdim.

Bizim Karadeniz erkekleri iş yaparsa kılıbık sayılır. Niyazi amcanın gülmesi ondan. O gece çok güldüm ama biraz da üzüldüm. Kadınların çilesi. Çalışsan da çalışmasan da kadın işidir sen yapacaksın.

Şimdi çok şükür erkekler hanımlarına yardımcı oluyor. Herkes normal karşılıyor. Biraz önce ne dedim; "erken doğmuşuz…”

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar