Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Nalan TÜRKELİ

Nalan TÜRKELİ

Mail: [email protected]

Yaşamak Direnmektir

Yanılıyor muyum, son zamanlarda bu ülkede her şey hızla değişime uğramaya başladı!

Cadde ve sokaklar, çığırtkanca yankılanan gürültülere teslim sanki! İnanç sömürüsü, bulaşıcı bir hastalık gibi kol geziyor, meydanlarda!

Yine bugün, yol kıyısına ansızın park edilen bir aracın boğuk sesiyle irkiliyorum!

Minibüsün, şeffaf camlar ardındaki sıra sıra dizili paket yiyeceklere çarpıyor gözüm ilkten.

Çift sürgülü kapıya iri puntolu harflerle boydan boya yazılmış slogana kilitleniyor gözlerim.

(Namaz dinin direği. Ahiret inancı olmayan, yanmaya mahkum)

O slogan, eskimeye yüz tutmuş korkularımı depreştiriyor aynı an! Çocukluk korkularım geri dönüyor!

Hep böyle olur zaten. Nerede olursam olayım, eğer ki geçmişle ilintili bir şey dokunmuşsa ruhuma aklıma da, gün içinde ki nefes alışımı bile değiştirir o anılar!

Herkes gibi benim de çocukluk anılarım ya bir görsel resim, ya bir koku, obje, ya da her hangi bir canlının suretinde geri gelir hep! Mevsim isterse ilkbahar olsun, fark etmez. O anlarda, iliklerime kadar yaşar olurum çocukluğumu.

Neyin niçin öyle olması gerektiğini bilmeden karşı koyduğum gücenik ve mızıkçı çocukluğumun, hala derin izleri vardır, yüreğimde...

Annemin, bana göre sudan sebeplerle yırtınırca ki bağırtılarına kayıtsız kaldığım, evimizin hemen arkasında ki fındık bahçelerine dalıp kayıplara karıştığım o çocukluğumun masumluğuna sığınmak isterim biraz da.

Yanılmıyorsam, o da kendi gibi yetiştirmek istiyordu bizleri. Asıl neden, toplum düzeninden kopuk yetişmemizden duyduğu endişeyle korkutuyordu, çocukluğumuzu!

Heybetli cüssesiyle bütünleşmiş sert yüzlü o adama abimle beni teslim ettiği ilk günden kaçmak istemiştim Kur'an mektebinden.

Konuştukça, kapkara uzun sakalının aralarına bazen de tükürüğü karışırken, cinli perili masalları gerçekmiş gibi anlatırdı.

Başında beyaz takkesi, bacaklarını daha bir devasa gösteren şalvara benzer pantolonu, kürek büyüklüğü elleriyle de ruhumu karartan ucube kılıklı o adamdan kaçıyordum köşe bucak!

Annemin, "Sakın bir daha kaçmayın, yoksa ısırgan otuyla yakarım bacaklarınızı," tehditleri, o hoca kılıklı adamın görünüşü ve tutumu kadar korkutucu değildi.

Ezber edemediğimiz her dua için, bir elinde tuttuğu odun parçasını, kule gibi bir araya toplattığı parmaklarımıza indirirdi acımadan! Duyumsadığımız acının çığlığını, yine parmaklarımızla bastırırdık!

Tahta zemin üzerine gelişigüzel bırakılmış çaputtan minderleri ıslatan çocukların, korkudan büyüyen göz bebeklerinde donup kalırdı gözlerimiz!

Biz kız çocuklarının, kursa giderken başlarımıza geçirilen örtülere pek anlam veremiyor olsam da, anlatılan masallara göre, çocuk aklımdan geçen; "Acaba gerçekten açıkta kalan her bir saç telimizden yılanlar mı asılacak," korkusuna kapılırdım!

Oysa cinsiyetimizin, erkeklerin cinsel açlığını kabarttığını, öylesi erkeklerin sapkınlıklarını da bizlerin azdırdığını, yıllar sonra idrak edebilecektim!!

Tıpkı o çocukluğumuzda ki gibi gelişmemiş aklımız ve bedenimize de eziyet ederek hükmedenler, hala çocuklarımızın geleceğini çalmaya devam ediyor!

Cehaletten para kazanan ucubeler, akıl almaz bir özgüvenle, sürüler halinde dolanıyor cadde ve sokaklarda!

Minibüsten inen orta yaş toptancı adamın görüntüsüyle, soğuk bir ürperti yalıyor bedenimi!

Üzerinde ki kıyafetlerle de, tıpkı çocukluğumun kara sakallı adamı var karşımda!

O ara bir eskici yaklaşıyor yanına. Üzeri kir tabakaları oluşturmuş tahta el arabasının el frenini çektikten hemen sonra, yılışık mimikleriyle, kara sakallı toptancının önünde saygıyla eğiliyor. Tanrısal heybetiyle kanun koyucu edasında ki sakallı, daha bir şişiniyor!

Yaşam kavgasından pay almak isteyen bir dilenci beliriyor uzaktan. Acındırır hallerde dilinden dökülen dualarla el açıyor etrafındakilere. "Allah rızası için bir yardım edin," yalvarışları karşılıksız kalmıyor. "Amin" dilekleri eşliğinde açık avucuna bırakılan paraları iç cebine koyduktan sonra, aynı el tekrar uzanıyor.

Ahiret korkusunun yarattığı köleler, o inanç kurbanları, biraz da böyle çoğalıyor!

Hava soğuk, mevsim kış. Kış aylarında zordur sokakta çalışmak, yaşamak da! En çok elleriniz üşür. Hele bir de biraz marazaysa akciğerleriniz, en az elleriniz kadar buz tutar göğüs kafesiniz.

Her şeye rağmen direnirsiniz soğuğa.

Etrafınızdan gelip geçen niceleri fark etmez bile, yaşam savaşınızı!

Bir dilenci ya da bir inanç hırsızı kadar değeriniz yoktur, toplum gözünde. Çünkü, "Allah rızası için bir yardım," "Ahiret inancı olmayan yanmaya mahkum," serzenişleriyle algı yaratanlara inanmak daha kutsaldır, dürüstçe çalışmaktan!

Çünkü, yapılan iyilik karşılığında cennet hayali vardır!

Oysa inançları çalmadan çalışanlara borçluyuzdur, erdemli yaşamayı, ölmeyi de! Koşullar ne olursa olsun, yaşamak direnmektir!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar