Ordu
DOLAR18.8028
EURO20.5564
ALTIN1159.0
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

YAŞAYANLAR BİR GÜN ÖLÜR ELBETTE YAZILANLAR KALIR BAKİYE

Hulusi Kentmen gibi bir patronun yanında, Fatma Girik gibi bir sekreter ve Münir Özkul gibi bir işçiydi “ekmek davası” dedikleri… Hayal ettiğimiz de olması gereken de öyleydi işte; finalde herkes kazanır, herkes mutlu olurdu. Emek en yüce değerdi ve söz de yetki de karar da halkın olmalıydı; keza öyle diyordu “ Halkçılık İlkesi” ok gibi saplanarak!

 

Kemal Sunal gibi gülebilmekti güzellik ve “eşşoğlu eşşek” ti duyduğumuz en ağır küfür. Kürsülerden masalardan, makamlardan mevkilerden “haysiyetsiz” gibi “şerefsiz” gibi küfürler, bırak ayıbı büyük günahtı.

 

Vicdan neydi?

Tam olarak neremizdeydi vicdan?

“Elini vicdanına koy” dediğimizde nereye giderdi o el? Nereye gitmeliydi?

 

Vicdan, Adile Naşit’in kikir kikir gülüşüydü. Kahraman’ a kan kanseri teşhisi konulması ardından onu erken tatile gönderip de ardından ağlayan öğretmen demekti. “Bizim Aile” de çorap yamamak demekti… En iyi turşu limonla mı kurulurdu yoksa sirkeyle mi? “ En kötü günümüz böyle olsun” dedirtiyordu “Neşeli Günler” de Şener Şen’e “atma Ziyaaaa” diyen Münir Özkul ve her defasında Ziyalara sıcak yuva kalabilmekti vicdan.

 

Ah! Halit Akçatepe’nin “Kardeşim” deki hâli değil miydi yoksulluğun evvel ahir resmi. İnsan illa da yoksul olacaksa, Halit Akçatepe gibi olmalıydı; hakkını bir tamam vererek yani… Öleceğini bilen ve öldükten sonra misketlerini arkadaşına bırakacak kadar koca yürekli parmak kadar çocuk Kahraman’ı, mütevazılığın mükellefi bir akşam yemeğine götürebilmek için kanını satmak zorunda kalan abi Tarık Akan’dı fedakârlık… Hayat, endamına bakmıyor adamın” dedirten türdendir Tarık Akan’ın Metin Akpınar’a gidip de kanını satması… Metin Akpınar gibi bir adamın da kan taciri rolünün hakkını vermesi ayrı bir ironi.

Hani bugünlerde “geçim zor, hayat pahalı” falan ya, esasen hiçbir zaman farklısını da görmedi bu ülkenin kadim gariban takımı. Garibanlık terekedir, İbiş rolündeki Münir Özkul’dan…

 

Bir “Tatar Ramazan” gelip geçti seyir dünyamızdan “senden, esaslı bir bıçak istiyorum. Hasmıma bir sallayınca dönmeyen cinsten olmalı. Çünkü ben adama iki bıçak sallamam” türünden mıh gibi sözleri çaka çaka… “Selvi Boylum Al Yazmalım” ın uçarı İlyas’ı da “Tatar Ramazan” ın bitirimi Ramazan da aynıdır bu coğrafyada. Bu coğrafya “olmaz olmaz deme” coğrafyasıdır.

 

Olmaz olmaz deme hiç

Olmaz olmaz sevgilim

Zaman neler gösterir

Belli olmaz sevgilim

 

Diye boş yere dememiş Nil Burak…

 

“Çirkin kadın yoktur” diyen, ne güzel demiş be; kim “Ayşen Gruda çirkin” diyebilir ki, kimin dili varıp da içi el verebilir ki! “Çiçek Abbas” ın iki güzeli değil midir Ayşen Gruda’yla İlyas Salman… “Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği” sevincinden daha derin bir felsefe görmedim ben, sevdaya dair.


“Gül gibi zabıta dururken” kızını çöpçüye veren İhsan Yüce’nin tütünden sararmış bıyıkları, şaraptan dökülmüş dişleri mahalle kahvesinde okeye dönen komşumuz değil miydi!

 

Hayatı çok da ciddiye almamalı mı ne! Belki de en iyisini salık vermişti Sadri Alışık, namıdiğer Turist Ömer!

 

Amaneeeeey!

Turist Ömer derler benim adıma, adıma

Pişman olur bakmayanlar tadıma

amaneey

Sabahları bi kadeh

Akşamları beş kadeh

Neşemi de bulunca dalgamada bakarım

amaneeeeey

 

 

Yaşananlar unutuluyor, yazılanlar asla…

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar