Ordu
DOLAR9.262
EURO10.7921
ALTIN526.39
Birol ÖZTÜRK

Birol ÖZTÜRK

Mail: [email protected]

“YAZMASAYDIM DELİ OLACAKTIM”

 

 

 

Sait Faik Abasıyanık… Burgazada’nın Halikarnas Balıkçısı… Türk edebiyatının en önemli öykü yazarlarından, edebiyatımızın içi inci dolu istiridyesi…

 

Sait Faik adını ne zaman duysam, tuzlu su ve o sudan yeni çıkmış balık kokusu alırım… O da böyle olmasını isterdi, şüphesiz…

 

“Yazmasaydım deli olacaktım” demiş ya, balık ve tuzlu su kokulu öykücü; hikâyesi olan kaleme sarılmış o gün bugündür! O, edebiyata abayı yakanların Tanrı’sı oluvermiş işte…

 

1906- 1954 yılları arasında mütevazı bir yaşam sürer Sait Faik Abasıyanık. “Kökü kendisinde yazar” diye tanımlanır Abasıyanık, edebiyatımızda. O, doğayı, insanları ve hayvanları gayet basit sever. Hiçbir edebi akıma meyil etmez, bildiği, hissettiği gibi yazar. Toplumsal sorunlarla işi yoktur Sait Faik’in. O, bireyin toplum içindeki sorunlarıyla ilgilenmiştir. İnsanı ele alır Abasıyanık! Hani var ya “Benim Kabe’m insandır” sözleri, tam da onun için edilmiştir.

 

Sait Faik, Burgazada’da  Orhan Tuncer adında bir bakkalla ahbaptır. Ucuz cigara, ucuz şarap, ucuz peynir, ekmek, çay  şeker satarmış işte Orhan Tuncer. Bir de Sait Faik’le ahbaplık edermiş, tüm meşakkati de buymuş.

 

Bakkal Orhan da Sait Faik kafalı bir adamdır yani; her gün ikindiden az sonra saat dört dedi mi hooop denize, balığa… Bakkal dükkanı kapı duvar!

 

Bir yanını tuzlu suya verdi mi insan, bambaşka bir şey oluyor işte. Mesela diyor ki ; ölen insan içinse cennet, ulan ne güzel şey yaşayan o insan! Sait Faik, cennet vadedilen insanın cennetten de güzel olduğunu fark etmişti yani. Simitçi, gazozcu, gazete dağıtıcısı, çöpçü ve de balıkçı hepsine, herkese temas eder Sait Faik ve sonra döner öykülerini yazar bu, cennetten güzel insanların…

 

Yıl 1950… O yılın bir günü, Orhan Tuncer’in bakkal dükkanına dalar Sait Faik, kaşık kadar suratında kepçe kadar bir gülümseme…

 

“Hayırdır?” der Orhan Tuncer, Sait Faik’in gülümsemesi hemen yüzüne bulaşarak.

 

Sahi, gülmek bulaşıcı yeminle… Ne zaman, böyle yürekten, ciğerden gülen, gülümseyen biri geçse karşıma, sağa doğru yamulup da ağzım gülümserim en kötü ihtimalle. Peki ya ağlamak! Ağlamak, gülmekten daha beter bulaşıcıdır. Ferdi Tayfur’un “Çeşme” şarkısına çektiği sinema filminde bir ağlardı Ferdi Tayfur, koca ülke mukabele ederdi o saat! Eşşek kadar olduk, hatta eşşekten hâllice olduk, karşımda sulansa bir çocuğun gözleri misal, için için bir şeyler olur içimde…

 

“Sorma yahu” der Sait Faik, dostu Orhan Tuncer’e.

 

“Bugün Beyoğlu’nda Yazarlar Derneği’nin bir toplantısı vardı, gideyim dedim. Kapıya bir bekçi koymuşlar. Ben tam girecektim, hop dur bakalım hemşerim buraya sadece yazarlar girer balıkçılar değil, dedi ve beni içeri sokmadı. Hiç sesimi çıkarmadım. O kadar memnun oldum ki…”

 

Neşesi daha bir coşar Sait Faik’in, azıcık bir es vermiştir ki Orhan Tuncer ondan da heyecanlıdır, nedense; dedik ya gülmek de ağlamak da bulaşıcıdır, ondan ötürü belki de Orhan Tuncer’in bu heyecanı.

 

“Eeee” der Orhan Tuncer, binbir merakla.

 

“Demek ki yalnız giysilerimle değil, hareketlerim, hâlim, tavrım, her şeyim balıkçıya benziyormuş. Bu, benim için müthiş güzel bir şey, biliyor musun?” der.

 

Orhan Tuncer, Sait Faik’i anladı mı, onun o anki hislerini sezdi mi bilmiyorum ama bu hikâyeyi günümüze taşıyacak kadar vefalı oluşu çok hoş!

 

Bu arada, Sait Faik’in başında şapkası, sol yanında köpeği, üstünde ham keten giyitleriyle tarihe mal olmuş şu görüntüsünü ak kâğıda basan Ara Güler’dir. Sait Faik, boktan bir balıkçı gibi yaşadığını sanıp mutlu olsa da Ara Güler gibi bir sanatçı onu tarihe resmedilmesi gereken büyük bir edebiyatçı olduğu bilincinde ve farkındalığındadır.

 

Sanatın her dalı; nan gibi, ab gibi, em gibiydi bir zamanlar… Nandan, abdan, emden yüz döndük ya, bu mallık ondan işte!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar