Ordu
DOLAR12.369
EURO14.0093
ALTIN713.05
Yalçın Şimşek

Yalçın Şimşek

Mail: [email protected]

Yeni kitap

Sevgili dostum Hasan Hayri Alkan’la dün akşam yaptığım sohbetin ardından geldi aklıma. Bugün son düzeltmesini yaptığım yeni kitabımın önsözünden bir bölümü aktarmak istiyorum size.

“Anadolu’nun ücra köşesinde bir ilkokul... Karatahtanın önünde emekliliği çoktan geçmiş bir öğretmen şefkatli ses tonuyla öğrencilerine bir şeyler anlatıyor. Kara tahtanın üzerinde duvara asılmış bir kartpostalda “Rengi bilmek, renk olmaktır,” diye yazıyor...

2005’te vizyona giren Yavuz Turgul’un, “Gönül Yarası” adlı filminin üzerinden 15 yıl geçse de tüm sahneleri hâlâ dün gibi aklımda...

Günümüzde kaç öğretmen, Şener Şen’in canlandırdığı Nazım öğretmen gibi, eşinden, çocuklarından ve İstanbul’dan vazgeçerek hayatınızı Anadolu’nun ücra bir köşesindeki öğrencilerine adar, bilemiyorum. Aslında Nazım öğretmen gibi kendi seçimlerini yaşıyor insanlar. Zaten seçimlerimizden ibaret değil mi hayatımız?..

Rengi bilmek, renk olmaksa, sahi biz ne kadar biliyoruz renkleri? Cömertlikte sınır tanımayan doğa bize 16 milyonu aşkın renk sunmuş. Peki görüyor, dokunuyor, hissedebiliyor muyuz bu renkleri? Yoksa siyahla beyazın arasına sıkışıp heba mı ediyoruz ömrümüzü? Oysa, tüm renkler beyazdan türediği, siyah da tüm renkleri yuttuğu için, bilimsel olarak renk dahi sayılmıyormuş bu ikisi.

Birçoğunu göremesek de, ne kadar benimsiyoruz farkına vardığımız renkleri? Ne kadar saygılıyız bizim gibi düşünmeyenlere? Ne kadar tahammüllüyüz bizim gibi giyinmeyenlere? Ne kadar kucaklıyoruz bizden farklı olanı? Ne kadar sabrediyoruz farklı görüşte olanlara? Oysa şiddet içermeyen her düşünce, her kılık kıyafet, her yaşam biçimi, her inanç ve her insan, farklı renklerini oluşturmuyor mu hayatın?

Teknolojinin zirvesindeyiz; uzaya dolmuş kaldırıyor, yıldızlarda maden arıyor, Mars koşullarında patates ve soğan yetiştirmeye kalkıyoruz ama renkleri de soldurmadık mı mi bir bir? Dünya barışı ve kardeşliğini de elimizin tersiyle itmedik mi bir köşeye? Bir kaşık suda boğacak kadar düşman değil miyiz bizden farklı olanlara?

Vicdanımıza, hoşgörümüze, empati duygumuza, gerçeği öğrenme güdümüze de veda etmedik mi kolayca? Algının, gerçeği katlettiği bu çıldırma sürecinin birer aktörü değil miyiz çoğumuz? Algının esiri, siyasi düşüncelerimizin tetikçisi değil miyiz artık?

Dünya çıldırırken, biz geri mi durduk?  Kamplara bölünüp, saldırmaya başlamadık mı birbirimize? Sanki aynı gemide değilmişiz, gemi battığında hep birlikte boğulmayacakmışız gibi!.. Bu anlamsız ve uçuk, kaçık süreçte ne insanlar insan gibi ne de gazeteciler gazeteci gibi davranıyor.

Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız bir tek seçeneğiniz vardır zaten; taraf olmak! Çünkü tarafsız olmanın bedeli çok ağırdır bu ülkede! Ne İsa’ya yaranırsınız ne de Musa’ya; iki cami arasında beynamaz misali yapayalnız kalırsınız bir başınıza. Taraf olduğunuzda bir taraf, ama tarafsız kaldığınızda her taraf saldırır size! Tarafsız olmak vurun kahpeye misali dışlanmak ve taşlanmak demektir bu ülkede!..”

 

 

 

 

 

 

 

 

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar