Ordu
DOLAR9.6153
EURO11.2377
ALTIN554.27
Ali KUTLU

Ali KUTLU

Mail: [email protected]

Yok mu YÖK'e bir DEVA

Sayın Babacan merakla beklenen yeni partisini ve parti programını kamuoyuyla paylaştı.

Parti programında yer alan YÖK'ün kaldırılmasıyla ilgili iddialı vaat uzun zamandır düşündüğüm bu yazıyı kaleme almama sebep oldu.

Geçmişte özellikle siyasal İslamcılar basın özgürlüğü ve üniversitelerin bağımsızlığı konusunda sisteme en ağır eleştirilerde bulunan kesimlerdi.

Basın deyince havuz medyasının hali hazırdaki içler acısı durumunu tartışmaya bile gerek yok..

YÖK'ün 12 Eylülün bir ürünü olarak üniversiteler üzerinde vesayet kurumu olduğunu, ülkenin ilerlemesinin ve özgür bilimin önündeki en büyük engel olduğunu sıkça işitirdik bu çevrelerden..

Bu günleri görünce meğer ne güzel ve özgür günlermiş diye düşünüyorum.

Rektör seçimleri için akademisyenlerin katılımıyla seçimler yapılır, her zaman birinci aday olmasa bile, düşük oy alan aday utana sıkıla rektör olurdu.

Öğretim üyeleri kendilerini ilgilendiren konularda takır, takır her platformda özgürce konuşabilirdi.

İki ay önce kamuoyunda çokça tartışıldı...

Üniversitelere atanan 68 rektörün hiç bir yurt dışı yayını ve 71 rektörün yaptığı yayınına hiç atıf yokmuş. Akademik hayatta isimleri yok yani. Değil profesör öğretim üyesi bile olması tartışmalı.

Şöyle söyleyeyim

Fındık tüccarı ama dükkânın yerini bilen, tabelasını gören yok.

Forvet oyuncusu ama henüz hiç gol atamamış...

Arı ama bal yapamıyor...

Daha fazla uzatmayayım...

Kendisi yayın yapamasa bile tez hocası olarak ya da bölümdeki asistanların çalışmalarına yön vererek bir şekilde yayınlara katkıda bulunabilirlerdi.

Yani ne çalışmışlar ne de çalıştırmışlar.

Bilim camiasında ne isimlerini duyan var, ne de ciddiye alan.

Eski sistemde böyle bir CV si olan akademisyen rektörlük için aday olmayı aklından bile geçiremezdi.

İşte bu isimler seçimle değil atama yoluyla üniversitelerin en başına geçirilmiş.

Lafa gelince gururla anlatıyoruz...

Bilmem kaç yüz üniversite açmışız...

Sonra da devlet her üniversite mezununa iş bulmak zorunda değil diyoruz.

Keşke bu kadar üniversite açacağımıza liselere çeki düzen verseydik.

Akademik merakımdan dolayı üniversite öğrencileriyle gördükleri eğitim, hayat ve mesleki beklentileri hakkında sohbet etmeyi çok seviyorum.

Tanıştığım bir üniversiteli sosyoloji son sınıf öğrencisi olduğunu söyleyince gözlerim parladı.

Son zamanlarda sosyoloji ve toplumsal psikoloji üzerine okumalar yapmıştım.

Sosyolojinin baba isimlerini bir de onun ağzından dinleyeyim dedim.

Sormaz olaydım...

Tomas Hobbes biliyorsun değil mi? Yok hiç duymadım.

Ya John Locke? Bilmiyorum daha görmedik...

Jean-Jacques Rousseau? Adam Smith? Tık yok.

Bu isimleri sizler bilemeyebilirsiniz ama neredeyse sosyoloji diploması alacak birinin bu isimleri duymamış olması inanılacak gibi değil.

Bu şahıslar sosyoloji biliminin kurucuları, günümüz modern ekonomi ve siyaset yapısının fikir babaları.

Üniversitelerin  durumu içler acısı, bilim ve teknoloji  değil, işsiz diplomalılar üretiyoruz.

Gerçek manada üniversiteler toplumların gelişiminin itici motoru ve bilim yuvası olması gerekirken siyasetin etkisiyle liyakatsiz insanlar en yüksek makamları işgal etti. Liyakate en ihtiyaç duyulan kurumda durum böyleyse gerisini siz düşünün.

Maalesef ülkenin en donanımlı ve bilgili insanları bile artık kurumlarının yönetiminde söz hakkına sahip değiller.

İşte bu yüzden yeni kurulmuş bir partinin YÖK hakkında böyle radikal bir öneride bulunmasını çok olumlu buluyorum.

Keşke YÖK yok olsa ve her üniversite eğitim ve bilim yarışında öne geçmek için en seçkin isimleri kendine özgürce rektör seçebilse.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar